SON DAKİKA

Anadolu Propolisi’nin Covid-19’a karşı koruyucu etkisi

Antiviral, antibakteriyel, antiinflamatuar, antikanser ve antioksidan aktiviteler gibi c¸es¸itli biyolojik o¨zelliklere sahip arı ürünleri arasında en yu¨ksek antioksidan o¨zelligˆe sahip arı u¨ru¨nu¨ olan propolisin Covid-19. riski yüksek bireylerde koruyucu etkisinin bulunduğu bildirildi.
Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi ve Atatürk Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi sağlık çalışanları üzerinde Anadolu propolisinin COVID-19’a karşı etkisi araştırıldığını belirten Arı Ürünleri Uzmanı Gıda Yüksek Mühendisi Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı, "209 sağlık çalışanının katıldığı çalışmada, deney grubunda yer alan 102 sağlık çalışanı 1 ay boyunca yüzde 30 oranında saf Anadolu propolisi içeren ekstrden takviye almıştır. Kontrol grubunda yer alan 102 sağlık çalışanı ise herhangi bir tedavi almadan takip edilmiştir. Planlanan takip süresinde semptomatik vakalara göre, 1. ayın sonunda tüm grupların PCR analiz sonuçları değerlendirilmiş, yüzde 30 oranında saf Anadolu propolisi içeren ekstrden kullanan deney grubundaki 102 sağlık çalışanı arasından sadece 2 katılımcıda COVID-19 PCR pozitifliği tespit edilmiştir. Diğer yandan ise; kontrol kolu olarak takip edilen grupta 102 katılımcının 14’ünde COVID-19 PCR test pozitif tanısı elde edilmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre, COVID-19’a karşı, kontrol grubuna kıyasla Anadolu propolisi alan grupta yaklaşık olarak yüzde 98 oranında istatistiksel anlamlı oranda koruyuculuk tespit edilmiştir” dedi.
Propolisin yapısından da bahseden Tanuğur, “Propolisin, yapısında doğal olarak bulunan flavonoidler, fenolikler, terpenler ve enzimler gibi organik bileşenler sayesinde antibakteriyel, antifungal, antiviral, antiinflamatuar, antitümoral ve antioksidan etkilere sahip olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte propolisin farklı kıta, bölge ve bitki türlerinden elde ediliyor oluşu, bileşimini birbirinden farklı kılmaktadır” ifadelerini kullandı.
Propolisin kovandan çıktığı ham haliyle insan vücudu tarafından kullanamadığına dikkat çeken Dr. Tanuğur; “Propolisin yapısında doğal olarak bulunan balmumu, ekstrleme suretiyle uzaklaştırılır ve böylelikle insan vücudu tarafından kullanılabilir sıvı formu elde edilir. Ancak ekstrleme sırasında kullanılan çözücüye bağlı olarak içeriğinde yer alan flavonoid ve fenolik bileşimi değişiklik gösterir. Bu sebeple doğru bir ekstrleme yöntemi kullanılması da önemlidir. Anadolu propolisi Dünya’da fenolik zenginliği ve çeşitliliği açısından en değerli propolistir. Genellikle poplar (kavakgiller familyası) tipi olan, Anadolu Propolisi’nin rengi kahverengidir. Ekstrlendiğinde de rengi açık kahveden koyu kahveye kadar değişir. Anadolu propolisinde; antioksidan etki gösteren en az 15 farklı fenolik ve flavonoid bileşen bulunur” diye konuştu.

Kaynak : İHA
Kaynak : İHA
Ekleme Tarihi : 2023.03.25 12:58:43
Son Düzenlenme Tarihi :

Yorum Yap






Sürdürülebilir Beslenme Sağlık Veriyor ve İsrafı Önlüyor

Dünya nüfusu 2000 yılından bu yana sürekli artıyor ve 2050 yılında da büyük bir artış öngörülüyor. Türkiye'nin nüfusunun da 2050 yılında 100 milyonu aşması bekleniyor. Bu hızlı nüfus artışı, insanları besleme, su temini, enerji sağlama gibi temel ihtiyaçların karşılanması konusunda büyük zorluklara neden oluyor. Artan insan nüfusunun tükettiği enerji gerek besinlere gerekse iklimlere zarar verebiliyor. Sürdürülebilir beslenme ile nüfusun artan gıda talebi karşılanabiliyor. 
Akdeniz beslenme biçimi, Nordik diyeti, Çift piramit diyeti, vegan ve vejeteryan diyetlerle sürdürülebilir beslenme biçimleri karbon ve su ayak izini düşürmeye katkı sağlıyor. 
Memorial Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzman Diyetisyen Aslıhan Altuntaş, sürdürülebilir beslenmenin faydalarını ve yöntemlerini anlattı.
Artan nüfus gıda talebini artırıyor
Artan insan nüfusu, gıda talebini artırmakta ve gıda endüstrisini daha verimli olmaya yönlendirmektedir. Son 10 yılda gıda endüstrisindeki yenilikler ve gelişen teknolojiler, daha fazla gıda üretimi ve sürdürülebilirlik için önemli adımlar atılmıştır. Gıda endüstrisindeki yenilikler ve sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımlar, artan nüfusun beslenmesini karşılamak ve çevresel etkileri azaltmak için önemli adımlardır. Ancak, daha fazla çalışma ve yatırım gerekmektedir, çünkü nüfus artışıyla birlikte gıda güvencesi ve sürdürülebilirlik konularında hala önemli zorluklar vardır. Artan insan nüfusunun iklim ve çevreye etkisi oldukça büyük bir endişe kaynağıdır. Nüfus artışı, daha fazla enerji, su ve gıda talebi demektir, bu da doğal kaynakların aşırı kullanımına ve çevresel baskılara yol açmaktadır. Bu durum ekosistem hizmetlerinin azalmasına ve doğal kaynakların tükenmesine neden olabilir.
Sürdürülebilir beslenmenin farklı çeşitleri bulunuyor
Artan insan nüfusuyla birlikte iklim değişikliği, çevresel bozulma ve kaynakların tükenmesi gibi sorunlarla mücadele etmek için sürdürülebilirlik odaklı politikalar ve çözümler gerekmektedir. Bu çözümlerden biri de sürdürülebilir beslenme çeşitleri olabilmektedir.
Sürdürülebilir beslenme çeşitleri;
Akdeniz beslenme tipi; taze gıdalar ve doymamış yağlar tüketilir. İşlenmiş ve paketli gıdaları tüketim oranı düşüktür. Ülkemiz için en uygun seçenek Akdeniz beslenme modeli olarak belirlenmiştir. Sürdürülebilir diyetlere çok kültürlü bir yaklaşım ile yerli veya yerel gıda sistemlerini anlayarak, gıdalar ve diyetlerle ilgili kültürel bilgideki çeşitliliği korumak için de fırsatlar sunabilmektedir. Aynı zamanda, yemek ve kültüre ilişkin geleneksel bilginin korunmasının önemini de gündeme getirmektedir. 
Ekolojik ayak izi bakımından beslenme modelleri incelendiğinde, Akdeniz diyetinin diğerlerine göre azot, karbon, su ve enerji ayak izinin daha küçük olması, dünyamızın sağlığına daha az olumsuz etki gösteren sürdürülebilir bir beslenme modeli olarak görülmektedir.
Nordik diyeti; İskandinav ülkeleri olan Danimarka, Finlandiya, Norveç, İzlanda, İsveç gibi ülkelerdeki geleneksel yeme biçimi Nordik diyetine dayanmaktadır. Akdeniz diyeti ile benzerlik göstermektedir. Zeytinyağı yerine kanola yağı kullanılması Akdeniz diyetinden en önemli farkıdır.
Çift piramit diyeti; klasik besin piramidinin yani Akdeniz beslenmesinin yanına besinlerin ekolojik ayak izleri sınıflandırılmaktadır. Hem bireysel hem de ekosistem açısından yeterli olacak besinleri göstermektedir.
Vegan ve Vejetaryen diyetler; kırmızı et, tavuk, balık veya peynir gibi hayvansal kaynaklı besinlerin elimine edildiği diyetlerdir.
Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) tarafından yürütülen “Live Well Plate for Low Impact Food in Europe” (LIFE) projesi’ne göre; sürdürülebilir bir diyetin 6 temel ilkesi bulunmaktadır.
- Sebze ve meyve tüketimini artırmak
- Besin çeşitliliğini sağlamak
- Et tüketimini makul seviyelere indirmek
- Gıda israfını önlemek
- Sertifikalı gıda satın almak
- Şeker, şekerli içecekler, yağ, tuz ve tuz içeriği yüksek gıdaların tüketimini azaltmak.
Meyve sebze tüketiminde her zaman mevsiminde olanları tercih etmek, mümkünse pazarlardan alışveriş yapmak önem kazanmakta.
Her gün mor, kırmızı, turuncu, sarı, koyu yeşil, açık yeşil, beyaz olmak üzere 7 farklı renkte sebze ve meyve her gün tüketilmelidir.  6 yumruk sebze ve 2 yumruk kadar meyve günlük minimum tüketim olmalıdır.
Günde 1-2 su bardağı yoğurt veya kefir, haftada 1 kez kırmızı et, haftada 1 kez balık veya haftada 1 kez tavuk ana yemek olarak tercih edilebilir. Diğer günlerde protein ihtiyacı bezelye, barbunya, nohut, kuru fasulye veya börülce gibi bitkisel proteinlerden gelebilir ve sebzeler de haftada en az 2 gün ana yemek olabilir.
Bu temel ilkeler uygulandığında karbon ayak izi düşürülmekte ve sürdürülebilir bir beslenme şekliyle hem sağlığa hem de doğaya faydalı olunabilmekte.
* MEMORİAL BASIN

Kaynak : Haber Merkezi
Ekleme Tarihi : 2023.07.16 15:42:28
Son Düzenlenme Tarihi :





ATSO’dan hızlı tren için hedef 200 bin imza

Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Başkanı Ali Bahar, Antalya-Eskişehir hızlı tren hattının hayata geçirilmesi durumunda, Antalya-Kayseri hattına göre yaklaşık 2 kat daha yüksek bir katma değer oluşturacağını belirterek, 14 Mayıs’ta gerçekleştirilecek seçimin hemen ardından 200 bin imza kampanyası başlatacaklarını duyurdu.
ATSO Nisan Ayı Olağan Meclis Toplantısı, Meclis Divanı, Yönetim Kurulu ve Meclis Üyelerinin katılımıyla ATSO Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi. Antalya ticareti, KGF kredileri ve EYT gibi konu başlıklarının ön plana çıktığı konuşmasında Antalya’ya hızlı tren yatırımı için kampanya başlatacaklarını duyuran ATSO Başkanı Ali Bahar, “Yıllardır Antalya’nın hayali olan hızlı tren projesinin, 2023 yılında uygulamaya geçeceği konusunda vaatler verilmesine rağmen maalesef henüz hiçbir girişim olmamıştır. Hayata geçirilmesi için yoğun çaba sarf edeceğimizi belirtmek isterim. Bunun için yola çıkıyoruz. Hedef 200 bin imza” dedi.

"Bir çok kez dile getirdik"
Yıllardır Antalya’nın hayali olan hızlı tren projesinin, 2023 yılında uygulamaya geçeceği konusunda vaatler verilmesine rağmen maalesef henüz hiçbir girişim olmadığından yakınan Bahar, "2013 yılında benim de yönetim kurulu üyesi olduğum dönemde 2023 yılında bitecek projenin 2016 yılında düzenlenecek EXPO fuarına yetiştirilmesi için bir imza kampanyası düzenlemiştik. Gelinen süreçte konunun takipçisi olmak adına Odamız Araştırma Geliştirme Müdürlüğü’nden yetkili bir arkadaşımız hem Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na hem de TCDD Genel Müdürlüğü’ne bir ziyaret gerçekleştirerek projenin mevcut durumu hakkında bir araştırma gerçekleştirdi. TCDD tarafından etüt ve proje faaliyetleri tamamlanmış, tüm güzergah ve güzergah üzerindeki istasyon, köprü, tünel ve viyadükleri belirlenmiş ve hatta ÇED olumlu raporları alınmış, kısacası her şeyi ile tamamlanmış 2 farklı proje yer almaktadır" diye konuştu.

"Antalya hattı büyük katma değer"
Her iki hattın da hat uzunluğu ve ekonomik maliyeti birbirine eşit olsa da, getirileri bakımından ciddi bir fark söz konusu olduğunu işaret eden Bahar, "Öyle ki, yıllardır üzerine konuştuğumuz Antalya-Konya-Kayseri hattı için yapılan etüt çalışmalarında ön görülen yıllık yolcu sayısı 4 milyonken bu sayı Eskişehir hattında 5 milyon, Kayseri hattı için ön görülen yıllık yük taşıma kapasitesi 4,5 milyon ton iken bu sayı Eskişehir hattında 10 milyon ton olarak ön görülmektedir. Hatta bu veriler 2020 yılında yapılan çalışmanın verileridir. Bugün şehrimizin geldiği yer malumunuzdur ki bu sayılar ve verimlilik daha da artmıştır. Sonuç olarak Antalya-Eskişehir hattının hayata geçirilmesi durumunda Antalya-Kayseri hattına göre yaklaşık 2 kat daha yüksek bir katma değer oluşturması beklenmektedir. Diğer taraftan bu hattın Afyon üzerinden hızlı tren ile İzmir ve Ankara’ya, Eskişehir üzerinden ise Bursa ve İstanbul ile bağlanacak olması, Antalya’mıza kazandıracağı ekonomik değeri kat be kat artıracaktır” dedi.

"Yatırım programına alınmasını sağlayacağız"
Bahar, Antalya - Eskişehir hattının hayata geçirilebilmesi için atmaları gereken ilk adımın ise bu projenin 2024 yılı Cumhurbaşkanlığı Yatırım Programına alınmasını sağlamak olduğuna dikkat çekti. 14 Mayıs’ta gerçekleştirilecek seçimin hemen akabinde ATSO olarak bir imza kampanyası başlatacaklarına değinen Bahar, "Bu imza kampanyasına şehrimizdeki tüm paydaşlardan destek isteyerek yola çıkacağız ve tren hattının geçeceği tüm şehirlerde bulunan ticaret ve sanayi odalarını da kampanyamıza dahil edeceğiz. Ardından da Ankara’nın yolunu tutarak şehrimizin ve güzergah üzerinde yer alan diğer şehirlerin milletvekillerinin de desteğine alarak, projenin Cumhurbaşkanlığı Yatırım Planı’na dahil edilmesi ve hayata geçirilmesi için yoğun çaba sarf edeceğiz. Bunun için yola çıkıyoruz. Hedef 200 bin imza. Bu büyük bir projedir” dedi.

"Deprem çalıştayı"
Konut kampanyasına desteklerin çok önemli olduğunu belirten Bahar, "Odamız 44. grup meslek komitesinin öncülüğünde Haziran ayı içerisinde bir deprem çalıştayı düzenlenmesi planlanmıştır. Jeoloji mühendisi Prof. Dr. Naci Görür’ün de davet edilmesinin planlandığı çalıştay, ilgili meslek odaları ve komitelerimizi bir araya getirecek, Antalya’nın deprem konusunda öncelikli olarak alması gereken önlemleri masaya yatıracak önemli bir etkinlik olacaktır” ifadelerini kullandı.
Bahar, EYT ve diğer ekonomik sorunlar nedeniyle üyelerin finansman ihtiyacının ne kadar ciddi boyutlarda arttığını yakından takip ettiklerini ve çözüm için çaba sarf ettiklerini belirtti. Bahar, Antalya’nın turizm potansiyeli ve bu alandaki şöhreti de dikkate alındığında, kentin “yazılım merkezi” ya da “yazılım üssü” olabilme potansiyeline sahip olduğunu işaret etti.

"İnovasyon desteklenmeli"
Dünyanın artık bilgi ve veri odaklı yol aldığının altını çizen Ali Bahar, "Bizim de bu gelişmelerin gerisinde kalmamak için bu verilerden faydalanmamız; tarım, turizm, inşaat ve sağlık başta olmak üzere tüm sektörlerde verimliliği ve inovatif çözümleri destekleyecek, dijitalleşmeden yüksek seviyede fayda sağlayacak iktisadi kararlar almamız gerekmektedir. Bu kapsamda geçtiğimiz ay Odamızın destekleriyle bir e-ticaret ve e-ihracat etkinliği gerçekleştirilmişti. Bu etkinlik kapsamında üyelerimiz ’dijital platformda’ e-ticaret ve e-ihracat uygulamalarını görme fırsatı yakalamışlar ve oldukça pozitif geri dönüşler almıştık. Bu etkinliklerin artarak devem edeceğini ve ilerleyen günlerde inşaat sektörümüz ile inşaat sektörüne girdi temin eden diğer tüm sektörlerimizin de yer alacağı, sektörlerimiz arasında network oluşturacak bir B2B etkinliği gerçekleştireceğimizi bir kez daha hatırlatmak isterim” dedi.

"Afet çalışmaları yetersiz"
Deprem, yangın ve sel gibi doğal afetlerin yanı sıra küresel iklim değişikliği ülkelerin kalkınma sürecinde en önemli tehdit olduğuna değinen Bahar, "Özellikle iklim değişikliğine bağlı olarak gittikçe artan kuraklık ve aşırı hava koşulları nedeniyle yaşanan insani ve ekonomik kayıplar artmaktadır. Yaşadığımız her afet sonrasında üzülerek görmekteyiz ki, işletmelerimizin bu tür tehdit ve afetlere yönelik çalışmaları çok yetersizdir. Mevcut KOBİ’lerin sadece yüzde 30’unun sigorta poliçesine sahip olduğu tahmin edilmektedir. Yaşadığımız Kahramanmaraş depremi de göstermiştir ki Doğal Afet Sigortası (DASK)’a katılım da yeterli düzeye ulaşamamıştır. Türkiye genelinde yüzde 54 olan DASK oranı, deprem bölgesinde yüzde 49’larda kalmıştır. Hatta bazı illerde yüzde 30’lara kadar düşmüştür. Oysa DASK’ın artık zorunlu tutulması, prim, teminat ve tazminatların gerçekçi olması, sigortalamanın afet hazırlık denetiminin de bir parçası olması gerekiyor. Bu yönde yeni düzenlemeler yapılmalı ve uluslararası düzeydeki örnekleri incelenerek hızla hayata geçirilmelidir”diye konuştu.

"Yöresel ürünler"
Kapalı semt pazarlarında “Yöresel Ürünler Pazarı” veya benzer isimlerle çeşitli etkinlikler düzenlendiğini aktaran Bahar, bu pazar yerlerinde sergilenen ürünler hem halk sağlığı hem de gıda güvenliği açısından uygun olmayan koşullarda sergilenirken, diğer taraftan seyyar olarak çalışan kişiler her türlü vergisini ödeyen ve istihdam sağlayan firmalara karşı haksız rekabet ortamı oluşturarak gıda sektörü üyelerin ekonomik olarak yıpranmasına neden olduğunu belirtti.

"Faaliyetleri çeşitlendirmeliyiz"
Türkiye’nin temel ekonomik sorunları arasında özellikle enflasyon, gelir dağılımındaki bozulma, işsizlik, cari açık ve döviz kuru artışlarının geldiğini işaret eden Bahar, "TÜİK verilerine göre Ocak-Şubat döneminde ihracat yüzde 1,4 artmasına rağmen ithalattaki artış oranı yüzde 15,4 olarak gerçekleşmiş ve cari açık geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 44 oranında artarak tüm zamanların en yüksek düzeyine ulaşmıştır. Aynı dönemde Antalya’nın 136 milyon dolar cari fazla vererek ülkemizin cari açığına pozitif katkı yapması bizleri gururlandırmış, beraberinde daha çok çalışma sorumluluğumuz olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır. Özellikle ticaret partnerimiz olan Avrupa bölgesinde sanayi üretiminde yaşanan gerileme ile birlikte enflasyonist sürecin devam etmesi, turizm ve ihracat gelirlerimiz açısından risk arz ettiğinden ihracat ve turizm gelirlerinin artırılması için bu faaliyetlerimizde çeşitlendirmeye gidilmesi daha da önemli hale gelmektedir” ifadelerine yer verdi.

"Dış ticarete olumlu katkı"
“Antalya yüksek potansiyeline rağmen, gelir seviyesi, ticaret düzeyi, oluşturulan katma değer ve kent yaşam kültürü ile istenilen seviyede olmadığını belirten Bahar, "Ancak Antalya olarak hedefimiz salt ekonomik büyüme değil, sürdürülebilir kalkınma ile paralel bir ekonomik büyümenin sağlanmasıdır. Yani, nitelikli büyümeli ve büyürken de çevreyi ve doğayı koruyup, gelecek nesillere aktarabilmeliyiz. Bu bilinçten hareket ile uluslararası işbirliği ağlarımıza bir yenisini daha ilave ederek geçtiğimiz günlerde Türk-İspanyol Ticaret ve Sanayi Odası ile işbirliği anlaşması imzaladık. Bu işbirliği anlaşması ile karşılıklı ticaret ve alım heyetlerinin, ikili iş görüşmelerinin artırılması amaçlanmıştır. Böylelikle Türkiye - İspanya arasında var olan yüksek ticaret hacminden yeterince pay alamayan Antalya’nın dış ticaret hacmine olumlu katkılar sağlamayı hedefliyoruz” dedi.

"URGE projeleri"
Bahar, devam eden HİSER Sağlık Turizmi Küme çalışmalarına ilave olarak, önümüzdeki aylarda; üyeleri yeni pazarlara açmak, yurtdışı pazarları, rakip ülke ve ürünleri tanımak, yeni pazarlama stratejileri, yeni işbirlikleri ve ihracat olanakları sağlayacak 4 yeni projeyi hayata geçireceklerini kaydetti. Bahar, 36. grup Oteller ve Benzer Konaklama Yerleri komitesi ile 37. Grup Restoran, Yiyecek, İçecek ve Eğlence Hizmetleri komitelerinden gelen talepler doğrultusunda, üyelerin Kaleiçi’nde yaşadıkları sorunların giderilmesi için de ciddi girişimlerinin olduğunu bildirdi.

"Yapılandırma"
7440 Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun uyarınca, üyelerin 31 Aralık 2022 ve bu tarihinden önceki geçmiş yıllara ait aidat borçlarının yapılandırılması için 31 Mayıs 2023 tarihine kadar dijital ortamlardan başvuru yapabileceğini ifade eden Bahar, "Bu çerçevede 13 Mart 2023 tarihi itibariyle toplam 46.695 üye yapılandırmadan faydalanabilecektir. Yapılandırmadan faydalanabilecek tüm üyelerin yapılandırmaya dahil olmaları halinde 44 milyon 461 bin 843 TL, Odamıza ödenmiş olacaktır. Bugün yani 25 Nisan 2023 tarihine kadar af kapsamında yapılandırmaya dahil olan tutar 910 bin 314 TL’ye ulaşmış durumdadır” dedi.
Bahar, Antalya ve Türkiye ekonomisi için üreten, katma değer oluşturan üyelerinin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Gününü de kutladı.
14 Mayıs 2023 Pazar günü gerçekleşecek olan seçimlerin Cumhuriyetin 100. yılına yakışır bir şekilde barış, huzur ve demokratik bir ortamda geçmesini diyen Bahar, "Tüm siyasi parti temsilcilerine buradan başarılar dilerim. Seçimlerin hemen ardından ise Cumhuriyetimizin 100. yılına ulaşması yolunda çok önemli bir tarih ve ülkemizin bağımsızlığı yolunda atılan en önemli adım olan 19 Mayıs 1919’un seneyi devriyesini kutlayacağız. Bu vesile ile 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramınızı şimdiden kutlarım" dedi.

Kaynak : İHA
Kaynak : İHA
Ekleme Tarihi : 2023.04.25 19:13:36
Son Düzenlenme Tarihi :