SON DAKİKA
header-ad

Dere: Esnaf yeni bir borç yapılandırması istiyor

Antalya Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği (AESOB) Başkanı ve TESK Yönetim Kurulu Üyesi Adlıhan Dere yaptığı yazılı açıklamada bu rekabetçi sistemde varlığını devam ettirmeye çalışan özellikle günümüz ekonomik şartlarında zorlanan esnaf ve sanatkarların SGK ve vergi borcunu ödeyebilmesi için en büyük isteğinin yeni bir borç yapılandırması olduğunu belirtti.

AESOB Başkanı Adlıhan Dere; Antalya Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği'nin çatısı altında faaliyet gösteren yaklaşık 100 bin esnaf ve sanatkâr olduğunu aktararak esnaf için sıfır faizli ve uzun vadeli yeni bir borç yapılandırmasının şart olduğunu ifade etti. “Yapılandırma paketi kapsamında vergi, sigorta primi borçları ile adli ve idari cezalar için yapılandırma imkânı sunulmalı. Şirketlere matrah artırımı, kasa ve stok affı imkânı sağlanmalı. Belediyelere olan borçlar, elektrik ve su borçları da yapılandırılmalı. Anapara borcuna eklenen faiz ve gecikme faizi borçlarının bir kısmı silinmeli. Önceki yapılandırmalarda da olduğu gibi peşin ve taksitli ödeme fırsatı getirilmeli ve peşin ödeme halinde borçların büyük bir miktarı silinmeli. Özellikle esnaf ve sanatkarlarımızın borçlarını ödeyebilmesi için kolaylıklar getirilmeli.” Dedi.

 

Ayrıca bu rekabetçi sistemde ve günümüz zorlu ekonomik koşullarında varlığını devam ettirmekte zorlanan esnaf ve sanatkarlarımıza dikkat çeken Başkan Adlıhan Dere ""Sadece kamu bankaları değil, özel bankalar da ekonominin bel kemiği olan esnaf ve sanatkarlar için düşük faizli kredi imkanı sunulmalı. Krediler ile yeni iş yeri açacak olan genç girişimcilerin de önü mutlaka açılmalı" değerlendirmesinde bulundu.

 

“SOSYAL GÜVENLİK DÜZENLEMELERİNDE
ESNAF UNUTULMAMALI”

EYT düzenlemesiyle birlikte birçok vatandaşımızın mağduriyetinin giderildiğini fakat esnafın bu hususta hala umutla müjdeli bir haber beklediğini vurgulayan AESOB Başkanı Adlıhan Dere, sosyal güvenlik düzenlemeleri kapsamında esnaf ve sanatkarlarımızın da mutlaka gündeme alınması gerektiğine dikkat çekti. Başkan Dere; “Emeklilikte yaşa takılanlar (EYT) düzenlemesi kapsamında esnaf ve sanatkarların sosyal güvenlik sorunlarının da çözülmesi gerekiyor. 4 Ekim 2000 tarihinden önce oda ve vergi kaydı olmasına rağmen BAĞ-KUR kaydı olmadığı için emekli olamayan ve bu konuda mağdur olan çok fazla esnafımız bulunmakta. Bununla birlikte esnaf ve sanatkarlarımız 9 bin prim gün sayısı ile emekliliğe hak kazanabiliyorken sigortalılar 7 bin 200 prim gün sayısı ile emekli olabiliyor. Aradaki gün sayısı farkı çok fazla burada bir haksızlık söz konusu. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın gündeme aldığı 3600 ek gösterge ve emeklilikte yaşa takılanlar gündemdeyken, BAĞ-KUR’da prim gün sayısı eşitsizliği ve düzeltilmesi gereken diğer konular da unutulmamalı. Anayasa’nın eşitlik ilkesi gereğince sosyal güvenlikteki eşitsizlikler düzeltilmeli, bu farklılık ortadan kaldırılmalı. BAĞ-KUR emeklilik prim günü sayısı 9 bin gün değil, sigortalılarda olduğu gibi 7 bin 200 gün olmalı. BAĞ-KUR kaydı olmayan esnaflarımıza vergi ve oda kaydı dikkate alınarak son kez geriye dönük borçlanma imkanı sağlanmalı.  Diğer yandan esnaf ve sanatkâr 60 gün sigorta primini yatırmayınca muayene olamıyor, ilacını bile satın alamıyor. Esnafımız sağlık sigortasından faydalanamadığı halde sosyal güvenlik primini cezalı yatırıyorsa bu haktan yararlanması olmazsa olmazımız bu konuya da değinmemiz gerekiyor. 2 buçuk milyon insanın istifade ettiği EYT’den esnaf ve sanatkarlarımızın da yararlanması lazım. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan ve Bakanımız Sayın Vedat Bilgin’den bu mağduriyetin çözülmesi ile ilgili çalışma ve müjdeli bir haber bekliyoruz. 


Kaynak : Haber Merkezi
Ekleme Tarihi : 2023.01.20 17:40:39
Son Düzenlenme Tarihi :

Yorum Yap






Başkan Hacısüleyman'dan, okul tatil takvimlerinin bölgesel ve iklim şartlarına göre yayılması önerisi

Yarıyıl tatilinin başlamasına da değinen Hacısüleyman, 18 milyon öğrenci ve 1 milyon 200 bin öğretmenin aynı anda hareket etmesinin ekonomiyi 15 güne sıkıştırdığını söyledi. Okulların aynı gün kapanıp açılmasının birçok sektörü olumsuz etkilediğini dile getiren Hacısüleyman, tatil takvimlerinin bölgesel ve iklim şartlarına göre yayılması gerektiğini ifade etti. Yaklaşan bayram tatillerine de değinen Hacısüleyman, idari izin kararlarının son anda açıklanmasının iş dünyasını zorladığını belirterek, “Verilecekse bugünden açıklansın, verilmeyecekse de bugünden söylenmeli. 2026 yılının tatil takvimini şimdiden bilmek istiyoruz”

ATSO Ocak Ayı Olağan Meclis Toplantısı’nda konuşan Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Hacısüleyman, “2025’i arzu ettiğimiz gibi geçiremedik ancak bu zorlukları 2026’ya taşımayacağız” dedi.

 

Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Ocak Ayı Olağan Meclis Toplantısı, Meclis Başkanı Ahmet Öztürk’ün başkanlığında ATSO Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi. Toplantının açılışında konuşan ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Hacısüleyman, talihsiz bir kaza sonucu hayatını kaybeden tarihçi ve yazar Giray Ercenk’i rahmetle andı. Hacısüleyman, Ercenk’in ailesine ve sevenlerine başsağlığı dileklerini iletti.

 

Odanın yürüttüğü çalışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Hacısüleyman, ekonomik gelişmelere dair görüşlerini meclis üyeleriyle paylaştı. 2025 yılını değerlendiren Hacısüleyman, 2024 yılında yaşanan zorlukların 2025’te de devam ettiğini belirterek, bu nedenle iyi bir yıl geçirilemediğini söyledi. Hacısüleyman, mevcut sıkıntıların 2026 yılına taşınmaması gerektiğini vurguladı. Küresel gelişmeler, ticaret, turizm ve tarım başlıklarında da değerlendirmelerde bulunan Hacısüleyman, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait iş yerlerinde uygulanan kira bedellerindeki dengesizliğe dikkat çekti. Özellikle ara sokaklarda faaliyet gösteren küçük esnaf için bu durumun hakkaniyetli olmadığını ifade eden Hacısüleyman, mevcut ekonomik koşullar dikkate alınarak daha adil bir kira politikası izlenmesi gerektiğini söyledi.

 

“ZORLUKLARI 2026’YA TAŞIMAYACAĞIZ”

2025 yılına umutla başlandığını ancak yılın ilk üç ayından sonra 2024’te yaşanan zorlukların devam ettiğinin görüldüğünü belirten Hacısüleyman, 2025’in arzu edilen bir yıl olarak geride bırakılamadığını dile getirdi. Hacısüleyman, “2024’ün zorluklarını 2025’e taşıdık ancak 2025’in zorluklarını 2026’ya taşımak gibi bir niyetimiz yok. Yeni fikirlerle, inovasyonla ve doğru kararlarla bu yılı şekillendirmemiz gerekiyor” dedi. Dünya gündeminin yoğun olduğuna dikkat çeken Hacısüleyman, Venezuela, Grönland, İran, Gazze, Rusya-Ukrayna savaşı ile ABD-Çin arasındaki ticaret ve gümrük tarifelerinin hem 2025’i hem de 2026’yı etkileyeceğini söyledi. Antalya’nın dünyaya açılan önemli bir kapı olduğunu vurgulayan Hacısüleyman, kentte 6 binin üzerinde yabancı sermayeli şirketin faaliyet gösterdiğini ve bunun büyük bir iş birliği potansiyeli sunduğunu ifade etti.

 

EĞİTİM TATİLLERİ VE EKONOMİ

Yarıyıl tatilinin başlamasına da değinen Hacısüleyman, 18 milyon öğrenci ve 1 milyon 200 bin öğretmenin aynı anda hareket etmesinin ekonomiyi 15 güne sıkıştırdığını söyledi. Okulların aynı gün kapanıp açılmasının birçok sektörü olumsuz etkilediğini dile getiren Hacısüleyman, tatil takvimlerinin bölgesel ve iklim şartlarına göre yayılması gerektiğini ifade etti.

Yaklaşan bayram tatillerine de değinen Hacısüleyman, idari izin kararlarının son anda açıklanmasının iş dünyasını zorladığını belirterek, “Verilecekse bugünden açıklansın, verilmeyecekse de bugünden söylenmeli. 2026 yılının tatil takvimini şimdiden bilmek istiyoruz” diye konuştu.

 

ENFLASYON, FAİZ VE KUR

Enflasyonun en önemli mücadele alanlarından biri olduğunu söyleyen Hacısüleyman, 2025 enflasyonunun uzun yıllardan sonra ilk kez bu seviyelerde görüldüğünü ifade etti. TÜFE’nin yüzde 30,89, ÜFE’nin ise yüzde 20,07 seviyelerinde olduğunu belirten Hacısüleyman, 2026 yılında Merkez Bankası hedeflerine ulaşılmasını arzu ettiklerini söyledi.

Faiz oranlarının enflasyona bağlı olduğuna dikkat çeken Hacısüleyman, Antalya ekonomisi için kurun büyük önem taşıdığını belirterek, 2026’da kur artışının enflasyon seviyesinde seyretmesi beklentisini dile getirdi. Hacısüleyman, kurdan değil üretimden kazanmak istediklerini söyledi.


 
ANTALYA EKONOMİSİ

Antalya’nın Türkiye’nin 6’ncı büyük ekonomisi olduğunu belirten Hacısüleyman, Bursa ile aradaki farkın giderek kapandığını ve 2027’de ilk 5’e girilebileceğini ifade etti. Tarımda Türkiye ikincisi, hizmetlerde dördüncü, sanayide ise 15’inci sırada olunduğunu belirten Hacısüleyman, sanayi ve inşaatta istenilen seviyede olunmadığını söyledi.

Turizm verilerine de değinen Hacısüleyman, 2025 yılında Antalya’ya gelen ziyaretçi sayısının 2024 ile neredeyse aynı seviyede kaldığını, artış sağlanamadığını ifade etti. Rusya ve Almanya’nın toplamda yüzde 46-47 payla ana pazarlar olduğunu belirten Hacısüleyman, bu durumun pazar çeşitliliği açısından risk oluşturduğunu ve yeni pazarlara yönelmenin zorunlu olduğunu dile getirdi.

 

KALEİÇİ VE VAKIF MÜLKLERİ

Kaleiçi’nin Antalya markasının merkezi olduğunu söyleyen Hacısüleyman, yetki karmaşası nedeniyle bölgede ciddi yapısal sorunlar yaşandığını ifade etti. Koruma ile ticari sürdürülebilirliğin birlikte ele alınması gerektiğini vurgulayan Hacısüleyman, aksi halde Kaleiçi’nin cazibesini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacağını söyledi.

Vakıf mülklerinde yapılan yüksek kira artışlarının küçük esnaf üzerinde baskı yarattığını belirten Hacısüleyman, ana cadde ve ara sokak farklarının dikkate alındığı daha adil bir kira düzenine geçilmesi gerektiğini ifade etti.

 

TARIM VE SU YÖNETİMİ

Tarım verilerinin iyi gitmediğini söyleyen Hacısüleyman, küçük çiftçinin ciddi sıkıntılar yaşadığını dile getirdi. Girdi maliyetleri, fiyat dalgalanmaları ve pazarlama sorunlarının üreticiyi zorladığını belirten Hacısüleyman, en kritik başlığın su yönetimi olduğunu söyledi.

İklim değişikliği ve kuraklık riskine dikkat çeken Hacısüleyman, tarım, sanayi, turizm ve nüfusun ihtiyaçlarını birlikte ele alan, uzun vadeli ve bilimsel bir su yönetimi anlayışının hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti.


Kaynak : Haber Merkezi
Ekleme Tarihi : 2026.01.22 08:05:26
Son Düzenlenme Tarihi :





Doç. Koşar: ”Keçe, moda dünyasında yükseliyor”

Keçenin geçmişte bir çok alanda yaygın olarak kullanıldığına dikkat çeken Doç. Sevim Tuğba Arabalı Koşar, “Keçe malzemesi, çağdaş moda dünyasında yükselen bir trend haline gelmiştir. Moda tasarımcıları, yerel üretim yapan zanaatçılarla birlikte kolektif bir çalışma sürecine odaklanmışlardır” dedi.
Çukurova Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil ve Moda Tasarımı Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Sevim Tuğba Arabalı Koşar, Çukurova Türkoloji Araştırma Merkezi’nde (ÇÜTAM) “Geleneksel Keçe Tekniğinin Sanatsal İfade Aracı Olarak Kullanımı ve Çağdaş Yorumlamalar” konulu bir konferans verdi. Koşar, keçenin sözlük anlamı olarak, yapağı veya keçi kılının dürülüp kuvvetlice bastırılması veya dövülmesiyle elde edilen kepenek, çadır, cank, külah ve döşeme örgüsü yapımında kullanılan dokunmamış kaba kumaş (aba) olarak tanımlandığını söyledi.
Maddi kültürün en güzel örnekleri olan el sanatlarının, Türk halk kültürünü tanımlaması, çeşitliliği ve sanat değeri ile geçmişten geleceğe taşıması özellikleri ile dünya el sanatları içinde seçkin bir yere sahip olduğunu ve geleneksel Türk el sanatları ya da halk sanatlarından biri olan keçe yapımcılığının en eski el sanatı olarak nitelendirilebildiğini ifade eden Koşar, “Keçenin soğuğa dayanıklı ve su geçirmez olması, onu kullanım aracı olarak ilk sırada tutmuştur. Türkçe’de, keçe sözüne ilk kez XI. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud’un Divân-ı Lügati’t-Türk adlı eserinde rastlanmıştır. Keçe kelimesinin, geçme-geçmek (kaynaşıp birleşmek anlamında) kelimeleri arasındaki bir ilişkiden dolayı kullanılmaya başlandığı düşünülmektedir. Keçeleme kelimesi de lifi keçeye dönüştürme sürecini ifade etmek için kullanılmaktadır. Bir çok bilim adamı ve araştırmacı keçenin tekstilin ilk örneği olduğu, iklim Özellikleri nedeniyle de muhtemelen ilk kez Orta Asya’da üretildiği konusunda hem fikirdir. M.Ö 4. yüzyıldan bu yana keçenin buluntuları, koyunun olduğu her coğrafyadaki kazıdan çıkmıştır. Özellikle Orta Asya göçerleri, keçeyi ürününü ana temel ihtiyaç olarak kullanmışlardır. Geçmişte iklim şartlarına ve yaşam tarzına uygunluğu, sağlıklı olması, nemi tutması ve yalıtıma yatkı olması özellikleri nedeniyle "çadır örtüsünden yer örtüsüne, giysilerden günlük yaşamda kullanım ve taşıma aksesuarlarına kadar birçok alanda yaygın olarak kullanılmıştır” diye konuştu.

"Günümüz sanatçılarının tercih ettiği bir sanat dal olmuştur"
Geleneksel Türk el sanatlarının sonsuz döngü içinde yer almaya ve geleceğe taşınan kültür mirasının bir parçası olmaya devam etmekte olduğunu belirten Koşar, “Geleneksel Türk El Sanattan içinde geçmişi yüzyıllar öncesine dayanan keçe popüler kültür içinde, doğal, kültürel değerleri barındıran, yenilenebilir, sürdürülebilir ve ekolojik bir malzeme olması nedeniyle günümüz sanatçılarının tercih ettiği bir sanat dal olmuştur. Günümüzde birçok yerli ve yabancı sanatçı keçeyi geleneksel yöntemlerin ve kullanımının dışında farklı malzeme ve tasarımla kullanarak, çağdaş sanat dünyası içinde yerini korumasına destek olmaktadır” şeklinde konuştu.
Toplantı sonunda ÇÜTAM Merkezi Müdürü Prof. Dr. Deniz Abik tarafından Doç. Sevim Tuğba Arabalı Coşar’a bir teşekkür belgesi verildi.

Kaynak : İHA
Kaynak : İHA
Ekleme Tarihi : 2023.04.25 15:01:44
Son Düzenlenme Tarihi :