Bakan Çavuşoğlu’ndan Sudan’daki saldırı açıklaması: “Büyükelçiliğimizi Port Sudan’a taşıma kararı aldık”
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye’nin Sudan Büyükelçisi İsmail Çobanoğlu’nun aracına ateş açıldığı konusuna ilişkin, “Büyükelçiliğimizi Port Sudan’a taşıma kararı aldık. Hiçbir kardeşimizde, büyükelçimizde veya diğer koruma arkadaşlarımızın hiçbirisinde yaralanma yok, araçta hasar var. Bunu kim, neden yaptı konusunda her iki tarafla da görüşmeler devam ediyor. Büyükelçimizle de telefonla görüştüm. Herhangi bir vatandaşımızda yaralanma yok. Hiç kimse endişe etmesin. Arkadaşlarımız oradan çekilip daha güvenli bir yere gittiler” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin Sudan Büyükelçisi İsmail Çobanoğlu’nun aracına ateş açıldı. Saldırı nedeniyle büyükelçilik aracında hasar meydana geldi. Saldırının kimler tarafından gerçekleştirildiği henüz bilinmezken, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu konuyla ilgili açıklama yaptı. Çavuşoğlu, “Ordu ve hızlı destek kuvvetleri arasındaki çatışmalar, şehrin tam ortasında gerçekleşiyor. Bizim büyükelçiliğimizin olduğu cadde ve sokaklarda da bu çatışmalar bazen de şiddetlenerek devam ediyor. O nedenle ilk günlerde vatandaşlarımıza bazı hizmetleri vermekte istediğimiz hızı yakalayamadık. Birkaç sokak ileride bir eve vatandaşımızın büyükelçiliğimize gelmesinde bile zorluk çektik” dedi.
Bakan Çavuşoğlu, açıklamalarına şöyle devam etti:
“Ateşkes ilan ediliyor ama iki taraf da birbirini suçluyor. İhlaller var. Yer yer de gerginlik ve çatışmalar tırmanıyor. Büyükelçiliğimizin, çalışma arkadaşlarımızın güvenliği bakımından ordunun geçiş hükümetinin de tavsiyesiyle büyükelçiliğimizi Port Sudan’a taşıma kararı aldık. Arkadaşlarımız orada gerekli ihtiyaç duydukları bilgisayar ve benzeri malzemeleri Büyükelçiliğimizden alıp Port Sudan’a hareket edeceklerdi. Büyükelçimiz İsmail Çobanoğlu, hem orduyla hem de hızlı destek kuvvetleriyle görüştüler. Hatta oraya gidinceye kadar yardım da ettiler, fakat sokağa girince ateş açılmış. Burada tabi bizim özel kuvvetlerimiz de var. Hiçbir kardeşimizde, büyükelçimizde veya diğer koruma arkadaşlarımızın hiçbirisinde yaralanma yok, araçta hasar var. Bunu kim, neden yaptı konusunda her iki tarafla da görüşmeler devam ediyor. Büyükelçimizle de telefonla görüştüm. Herhangi bir vatandaşımızda yaralanma yok. Hiç kimse endişe etmesin. Arkadaşlarımız oradan çekilip daha güvenli bir yere gittiler. Buradan arkadaşlarımızı alıp büyükelçiliğimizi Port Sudan’a geçici olarak taşıyacağız. Burada özellikle dönmek isteyen vatandaşlarımız olursa, onları daha önce nasıl Türkiye’ye getirdiysek, en uygun yöntemle güvenli bir şekilde getireceğiz. Vatandaşlarımıza oradan hizmet vereceğiz. Ama şimdi buradan arkadaşlarımızın gerekli malzemeyle buradan çıkması, onların güvenliği bakımından önemli, onu da takip ediyoruz.”
Kaynak : İHA
Türkiye’nin Sudan Büyükelçisi İsmail Çobanoğlu’nun aracına ateş açıldı. Saldırı nedeniyle büyükelçilik aracında hasar meydana geldi. Saldırının kimler tarafından gerçekleştirildiği henüz bilinmezken, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu konuyla ilgili açıklama yaptı. Çavuşoğlu, “Ordu ve hızlı destek kuvvetleri arasındaki çatışmalar, şehrin tam ortasında gerçekleşiyor. Bizim büyükelçiliğimizin olduğu cadde ve sokaklarda da bu çatışmalar bazen de şiddetlenerek devam ediyor. O nedenle ilk günlerde vatandaşlarımıza bazı hizmetleri vermekte istediğimiz hızı yakalayamadık. Birkaç sokak ileride bir eve vatandaşımızın büyükelçiliğimize gelmesinde bile zorluk çektik” dedi.
Bakan Çavuşoğlu, açıklamalarına şöyle devam etti:
“Ateşkes ilan ediliyor ama iki taraf da birbirini suçluyor. İhlaller var. Yer yer de gerginlik ve çatışmalar tırmanıyor. Büyükelçiliğimizin, çalışma arkadaşlarımızın güvenliği bakımından ordunun geçiş hükümetinin de tavsiyesiyle büyükelçiliğimizi Port Sudan’a taşıma kararı aldık. Arkadaşlarımız orada gerekli ihtiyaç duydukları bilgisayar ve benzeri malzemeleri Büyükelçiliğimizden alıp Port Sudan’a hareket edeceklerdi. Büyükelçimiz İsmail Çobanoğlu, hem orduyla hem de hızlı destek kuvvetleriyle görüştüler. Hatta oraya gidinceye kadar yardım da ettiler, fakat sokağa girince ateş açılmış. Burada tabi bizim özel kuvvetlerimiz de var. Hiçbir kardeşimizde, büyükelçimizde veya diğer koruma arkadaşlarımızın hiçbirisinde yaralanma yok, araçta hasar var. Bunu kim, neden yaptı konusunda her iki tarafla da görüşmeler devam ediyor. Büyükelçimizle de telefonla görüştüm. Herhangi bir vatandaşımızda yaralanma yok. Hiç kimse endişe etmesin. Arkadaşlarımız oradan çekilip daha güvenli bir yere gittiler. Buradan arkadaşlarımızı alıp büyükelçiliğimizi Port Sudan’a geçici olarak taşıyacağız. Burada özellikle dönmek isteyen vatandaşlarımız olursa, onları daha önce nasıl Türkiye’ye getirdiysek, en uygun yöntemle güvenli bir şekilde getireceğiz. Vatandaşlarımıza oradan hizmet vereceğiz. Ama şimdi buradan arkadaşlarımızın gerekli malzemeyle buradan çıkması, onların güvenliği bakımından önemli, onu da takip ediyoruz.”
Kaynak : İHA
Kaynak : İHA
Ekleme Tarihi : 2023.05.06 18:48:27
Son Düzenlenme Tarihi :
Türkiye’nin yedi renkli gölünde su seviyesi kritik seviyede
Günün değişik zamanlarında farklı renkler alan, etrafı elma ve şeftali bahçeleriyle çevrili, berrak plajlarıyla ünlü, Türkiye’nin dördüncü büyük doğa harikası Eğirdir Gölü’ndeki su seviyesi kritik seviyelere yaklaşıyor. Süleyman Demirel Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji bölümü öğretim üyesi aynı zamanda Su Enstitüsü müdürlüğünü yürüten Doç. Dr. Şehnaz Şener, 1969 yılı Haziran ayından itibaren bugüne kadar göl hacminin yarı yarıya azaldığını belirterek “Göl yüzey alanının ise 55 kilometre kare daha küçüldüğünü söyleyebiliriz” dedi.
Türkiye’nin yedi renkli gölü olarak bilinen aynı zamanda Türkiye’nin ikinci tatlı su gölü olan ve Isparta’nın içme suyu ihtiyacının karşılandığı Eğirdir Gölü’nde su kayıpları kritik seviyelere yaklaşıyor. Gölde su seviyesinin azalmasıyla birlikte halk plajlarında kumluk alanlar genişlerken iskeleler de karada kaldı. Suların çekilmesi ilginç görüntüler de oluşturdu. 2016 yılında Bedre Plajı’na kurulan su kaydırağı kumların arasında kaldı. Süleyman Demirel Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji bölümü öğretim üyesi aynı zamanda Su Enstitüsü müdürlüğünü yürüten Doç. Dr. Şehnaz Şener, Eğirdir Gölü’nü kaybetmemek için yapılması gereken tek şeyin su kullanımlarının azaltılması gerektiği konusuna dikkat çekti.
“Göl hacmi yarı yarıya azaldı, göl yüzey alanı ise 55 kilometre kare küçüldü”
Eğirdir Gölü’nün Türkiye’nin ikinci doğal tatlısı gölü olduğuna ve Isparta’nın içme suyu ihtiyacını karşılaması sebebiyle en önemli su kaynaklarından biri olduğuna değinen Doç. Dr. Şehnaz Şener, “Gölün son yıllardaki durumunu hepimiz üzülerek izliyoruz. Göl içme suyu kaynağı olması sebebiyle özel hükümlerle koruma altına alınmış durumda ve gölün su seviyesi minimum işletme kodu özel hükümlerle 914,72 metre olarak belirlenmiş. Devlet Su İşleri 18. Bölge Müdürlüğünün yaptığı göl seviye ölçümlerine göre 1 Eylül tarihinde alınanı en son göl seviyesi 914,70 metre olarak ölçülmüş. Bu değer bu göl seviyesiyle yine DSİ Bölge Müdürlüğümüzün 2020 yılında yaptırmış olduğu batimetri verileriyle göl alanını hesapladığımızda 436 kilometre karelik bir göl yüzey alanı şu anda mevcut durumda ve göl hacmimizi 2 milyar metreküp civarında. Gölün maksimum işletme kodunda bu değerlere baktığımızda ise göl hacmimizin yaklaşık 4,1 milyar metreküp olduğunu biliyoruz. Bu demek oluyor ki geçmişten günümüzde şu anda gölün hacminin yarı yarıya azalmış olduğunu söyleyebiliriz. Gölün maksimum su kodunun ölçüldüğü 1969 yılı Haziran ayından itibaren bugüne baktığımızda göl hacmini yarı yarıya azaldığını, göl yüzey alanının ise 55 kilometre kare daha küçüldüğünü söyleyebiliriz” dedi.
“Bedre Plajı’nda kıyıdan itibaren gerçekleşen çekilme 90 metre”
Eğirdir Gölü çevresinde gerçekleşen su çekilme noktalarını belirten Şener, “Bunlardan bir tanesi gölün doğusundaki Gelendost-Yenice bölgesi bir diğeri gölün batısında Pupa Çayının göle döküldüğü bölge. Yine gölün kuzeyinde Taşevi bölgesinde ciddi çekilme alanları söz konusu ve şu an burada bulunduğumuz Bedre Plajı’nda da çok ciddi bir göl çekilmesi gözlenmekte. Yaptığımız bu sayısal analizler sonucunda 2010 yılından günümüze kadar Bedre Plajı’ndaki kıyıdan itibaren gerçekleşen çekilme miktarı 90 metre civarında.2010 yılından günümüze kadar Yeşil Ada civarında 70 metrelik, Kovada Kanalı çıkışında 70 metrelik yine gölün kuzeyindeki Taşevi bölgesinde en fazla çekilme 160 metre olarak belirlendi” dedi.
“İçme suyu için 13 milyon metreküp, tarımsal sulama için alınan su miktarı yaklaşık 160 milyon metreküp”
Göldeki su kaybının sadece iklim değişikliğine bağlanmaması gerektiğini vurgulayan Şener, “Tabii ki yağışların azalmasıyla ve sıcaklığın artması sonucunda gerçekleşen buharlaşma miktarlarının artmasında su kaybının etkisi olduğu bir gerçek ancak bunun da ötesinde sürdürülebilir bir göl yönetiminde olması gereken koruma kullanma dengesinin sağlanamamış olması ne yazık ki gölü mevcut duruma getiren en önemli faktördür. Yani koruma kullanma dengesi derken aslında gölden kullanım amacıyla alınan su miktarlarından bahsediyoruz. Rakamsal olarak ifade edecek olursak Eğirdir Gölü’nün içme suyu için 13 milyon metreküp su alınırken tarımsal sulama için alınan su miktarı yaklaşık 160 milyon metreküp. Bu durumda havza içerisinde aynı zamanda sulamada kullanılmak üzere çok fazla sayıda sondaj kuyuları var ve sürekli bir yeraltı suyu çekimi söz konusu. Yani gölden su kullanımında tarımsal sulama aslında en büyük problem olarak karşımıza çıkıyor. Biz bilim insanları olarak bunu yıllardır söylüyoruz. Tarımsal sulamanın daha kontrollü ve özellikle damlama sulamaya geçilmesi gerektiği noktasında ancak hala Havza’nın birçok noktasında vahşi sulamaların yapıldığına ne yazık ki şahit oluyoruz. Atabey Ovası yine tarımsal sulama için gölü kullanan en önemli alanlardan biri. Yaklaşık 14 bin hektarlık bir alanın sulaması yine Eğirdir Gölü’nden karşılanıyor ve bunun için yılda 65 milyon metreküplük bir su çekimi söz konusu. Atabey Ovası’na suyu götürmek için sistem açık kanallarla gerçekleşiyor ve taşıma noktasında da bu süreçte 65 milyon metreküp suyun 40 milyon metre küpünün buharlaştığını söyleyebiliriz. Bunu önlemek adına Atabey sulamasını modern hale getirmek yani kapalı sistemle taşınmasına yönelik 2020 yılında ihalesi yapılmış ve çalışmaları başlatılmıştı ancak hala günümüzde bu çalışmalar tamamlanmış değil ne yazık ki. Tarımsal sulama için çekilen bu afaki su miktarını minimuma indirilebilmesi için bir an önce havzadaki tüm sulama sistemlerinin rehabilite edilmesi ve modernizasyonunun gerçekleştirilmesi zorunludur” şeklinde konuştu.
“Yapılması gereken tek şey su kullanımlarının azaltılmasıdır”
Gelecek yıllarda Eğirdir Gölü’nün yağıştan beslenemeyeceğini açıklayan Şener, “2020-2100 yılları arasında yağışın yaklaşık yüzde 15 oranında azalacağı, sıcaklığın ise en kötü senaryoya göre 3 ile 6 santigrat derece arasında bir artış göstereceği öngörülmekte. Bu durumda şunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz ki önümüzdeki yıllarda da gölün yağıştan beslenimi artmayacağı gibi buharlaşma kayıpları da her geçen gün daha da artacak. Bu nedenle Eğirdir Gölü’nü kaybetmemek için yapılması gereken tek şey su kullanımlarının azaltılmasıdır. Bu da havzadaki su kullanımlarının, su politikalarının iyileştirilmesi ve buna yönelik gerekli noktalarda şuurlandırma ve farkındalık faaliyetlerinin arttır mümkün olacaktır aksi durumda gelecekte Eğirdir Gölü’nün kuruması ve gölü kaybetmemiz kaçınılmazdır” dedi.
Türkiye’nin yedi renkli gölü olarak bilinen aynı zamanda Türkiye’nin ikinci tatlı su gölü olan ve Isparta’nın içme suyu ihtiyacının karşılandığı Eğirdir Gölü’nde su kayıpları kritik seviyelere yaklaşıyor. Gölde su seviyesinin azalmasıyla birlikte halk plajlarında kumluk alanlar genişlerken iskeleler de karada kaldı. Suların çekilmesi ilginç görüntüler de oluşturdu. 2016 yılında Bedre Plajı’na kurulan su kaydırağı kumların arasında kaldı. Süleyman Demirel Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji bölümü öğretim üyesi aynı zamanda Su Enstitüsü müdürlüğünü yürüten Doç. Dr. Şehnaz Şener, Eğirdir Gölü’nü kaybetmemek için yapılması gereken tek şeyin su kullanımlarının azaltılması gerektiği konusuna dikkat çekti.
“Göl hacmi yarı yarıya azaldı, göl yüzey alanı ise 55 kilometre kare küçüldü”
Eğirdir Gölü’nün Türkiye’nin ikinci doğal tatlısı gölü olduğuna ve Isparta’nın içme suyu ihtiyacını karşılaması sebebiyle en önemli su kaynaklarından biri olduğuna değinen Doç. Dr. Şehnaz Şener, “Gölün son yıllardaki durumunu hepimiz üzülerek izliyoruz. Göl içme suyu kaynağı olması sebebiyle özel hükümlerle koruma altına alınmış durumda ve gölün su seviyesi minimum işletme kodu özel hükümlerle 914,72 metre olarak belirlenmiş. Devlet Su İşleri 18. Bölge Müdürlüğünün yaptığı göl seviye ölçümlerine göre 1 Eylül tarihinde alınanı en son göl seviyesi 914,70 metre olarak ölçülmüş. Bu değer bu göl seviyesiyle yine DSİ Bölge Müdürlüğümüzün 2020 yılında yaptırmış olduğu batimetri verileriyle göl alanını hesapladığımızda 436 kilometre karelik bir göl yüzey alanı şu anda mevcut durumda ve göl hacmimizi 2 milyar metreküp civarında. Gölün maksimum işletme kodunda bu değerlere baktığımızda ise göl hacmimizin yaklaşık 4,1 milyar metreküp olduğunu biliyoruz. Bu demek oluyor ki geçmişten günümüzde şu anda gölün hacminin yarı yarıya azalmış olduğunu söyleyebiliriz. Gölün maksimum su kodunun ölçüldüğü 1969 yılı Haziran ayından itibaren bugüne baktığımızda göl hacmini yarı yarıya azaldığını, göl yüzey alanının ise 55 kilometre kare daha küçüldüğünü söyleyebiliriz” dedi.
“Bedre Plajı’nda kıyıdan itibaren gerçekleşen çekilme 90 metre”
Eğirdir Gölü çevresinde gerçekleşen su çekilme noktalarını belirten Şener, “Bunlardan bir tanesi gölün doğusundaki Gelendost-Yenice bölgesi bir diğeri gölün batısında Pupa Çayının göle döküldüğü bölge. Yine gölün kuzeyinde Taşevi bölgesinde ciddi çekilme alanları söz konusu ve şu an burada bulunduğumuz Bedre Plajı’nda da çok ciddi bir göl çekilmesi gözlenmekte. Yaptığımız bu sayısal analizler sonucunda 2010 yılından günümüze kadar Bedre Plajı’ndaki kıyıdan itibaren gerçekleşen çekilme miktarı 90 metre civarında.2010 yılından günümüze kadar Yeşil Ada civarında 70 metrelik, Kovada Kanalı çıkışında 70 metrelik yine gölün kuzeyindeki Taşevi bölgesinde en fazla çekilme 160 metre olarak belirlendi” dedi.
“İçme suyu için 13 milyon metreküp, tarımsal sulama için alınan su miktarı yaklaşık 160 milyon metreküp”
Göldeki su kaybının sadece iklim değişikliğine bağlanmaması gerektiğini vurgulayan Şener, “Tabii ki yağışların azalmasıyla ve sıcaklığın artması sonucunda gerçekleşen buharlaşma miktarlarının artmasında su kaybının etkisi olduğu bir gerçek ancak bunun da ötesinde sürdürülebilir bir göl yönetiminde olması gereken koruma kullanma dengesinin sağlanamamış olması ne yazık ki gölü mevcut duruma getiren en önemli faktördür. Yani koruma kullanma dengesi derken aslında gölden kullanım amacıyla alınan su miktarlarından bahsediyoruz. Rakamsal olarak ifade edecek olursak Eğirdir Gölü’nün içme suyu için 13 milyon metreküp su alınırken tarımsal sulama için alınan su miktarı yaklaşık 160 milyon metreküp. Bu durumda havza içerisinde aynı zamanda sulamada kullanılmak üzere çok fazla sayıda sondaj kuyuları var ve sürekli bir yeraltı suyu çekimi söz konusu. Yani gölden su kullanımında tarımsal sulama aslında en büyük problem olarak karşımıza çıkıyor. Biz bilim insanları olarak bunu yıllardır söylüyoruz. Tarımsal sulamanın daha kontrollü ve özellikle damlama sulamaya geçilmesi gerektiği noktasında ancak hala Havza’nın birçok noktasında vahşi sulamaların yapıldığına ne yazık ki şahit oluyoruz. Atabey Ovası yine tarımsal sulama için gölü kullanan en önemli alanlardan biri. Yaklaşık 14 bin hektarlık bir alanın sulaması yine Eğirdir Gölü’nden karşılanıyor ve bunun için yılda 65 milyon metreküplük bir su çekimi söz konusu. Atabey Ovası’na suyu götürmek için sistem açık kanallarla gerçekleşiyor ve taşıma noktasında da bu süreçte 65 milyon metreküp suyun 40 milyon metre küpünün buharlaştığını söyleyebiliriz. Bunu önlemek adına Atabey sulamasını modern hale getirmek yani kapalı sistemle taşınmasına yönelik 2020 yılında ihalesi yapılmış ve çalışmaları başlatılmıştı ancak hala günümüzde bu çalışmalar tamamlanmış değil ne yazık ki. Tarımsal sulama için çekilen bu afaki su miktarını minimuma indirilebilmesi için bir an önce havzadaki tüm sulama sistemlerinin rehabilite edilmesi ve modernizasyonunun gerçekleştirilmesi zorunludur” şeklinde konuştu.
“Yapılması gereken tek şey su kullanımlarının azaltılmasıdır”
Gelecek yıllarda Eğirdir Gölü’nün yağıştan beslenemeyeceğini açıklayan Şener, “2020-2100 yılları arasında yağışın yaklaşık yüzde 15 oranında azalacağı, sıcaklığın ise en kötü senaryoya göre 3 ile 6 santigrat derece arasında bir artış göstereceği öngörülmekte. Bu durumda şunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz ki önümüzdeki yıllarda da gölün yağıştan beslenimi artmayacağı gibi buharlaşma kayıpları da her geçen gün daha da artacak. Bu nedenle Eğirdir Gölü’nü kaybetmemek için yapılması gereken tek şey su kullanımlarının azaltılmasıdır. Bu da havzadaki su kullanımlarının, su politikalarının iyileştirilmesi ve buna yönelik gerekli noktalarda şuurlandırma ve farkındalık faaliyetlerinin arttır mümkün olacaktır aksi durumda gelecekte Eğirdir Gölü’nün kuruması ve gölü kaybetmemiz kaçınılmazdır” dedi.