SON DAKİKA
header-ad

Mutluluğun formülü sağlıklı bağırsaklardan geçiyor

Muratpaşa Belediyesi Kültür Salonu’nda, sağlıklı yaşama katkıda bulunmak amacıyla “Sindirim Sistemi Gerçekten 2’nci Beynimiz mi? Mutluluk Bağırsaklarda mı?” başlıklı bir seminer düzenlendi.

Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Bilge Baş’ın konuşmacı olarak yer aldığı seminer, katılımcılardan yoğun ilgi gördü.Doç. Dr. Baş, sindirim sistemi ile genel sağlık arasındaki ilişkiyi ele aldığı seminerde katılımcılarla güncel bilgileri paylaştı.

Seminerde bağırsak sağlığının yalnızca sindirim sistemiyle sınırlı olmadığına dikkat çeken Doç. Dr. Bilge Baş, şişkinlik, gaz, kabızlık ve ishal gibi sorunların bağırsak florasındaki bozulmaların habercisi olabileceğini belirtti. Bağırsakların bağışıklık sisteminde önemli bir rol üstlendiğini ifade eden Baş, sık hastalanma ve kronik yorgunluk gibi durumların da bağırsak sağlığıyla ilişkili olabileceğini paylaştı.

Sağlıklı bir bağırsak yapısının korunmasında beslenme çeşitliliğinin önemine değinen Baş, her farklı mikroorganizmanın farklı gıdalarla beslendiğini, bu nedenle tek tip beslenmenin bağırsaklardaki yararlı mikroorganizmaların çeşitliliğini azaltabileceğini söyledi. Mevsimsel gıdaların tüketilmesinin önemine de dikkat çeken Baş, fiziksel aktivite ve stres yönetiminin bağırsak sağlığını desteklediğini, gereksiz antibiyotik kullanımının ise yararlı bakterilere zarar verebildiğini ifade etti.

Seminerde ayrıca “beyin sisi” olarak adlandırılan zihinsel bulanıklık, odaklanma güçlüğü ve unutkanlık gibi belirtilerle kendini gösteren durumun da ele alındığı belirtildi. Katılımcılara bağırsak sağlığını korumaya yönelik öneriler sunulurken, insan vücudundaki yararlı bakterilerin desteklenmesi gerektiği vurgulandı.

Bağırsak ve beyin arasındaki güçlü iletişimin insan sağlığı üzerindeki etkilerini de paylaşan Doç. Dr. Baş, bağırsak florasınınruh hali, stres yönetimi ve genel yaşam kalitesi üzerindeki rolüne değindi. Baş, sağlıklı beslenmenin fiziksel olduğu kadar zihinsel sağlık açısından da önem taşıdığının altını çizdi.

Katılımcılar seminer sonunda sindirim sistemi hastalıkları, bağırsak sağlığını korumanın yolları ve günlük yaşamda uygulanabilecek beslenme alışkanlıkları hakkında bilgi alma fırsatı bulurken, seminer soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.


Kaynak : Haber Merkezi
Ekleme Tarihi : 2026.06.09 12:23:45
Son Düzenlenme Tarihi :

Yorum Yap






BAHARDA ALERJİK RİNİTİN 9 BELİRTİSİNE DİKKAT!

Bahar aylarında artış gösteren ve halk arasında saman nezlesi olarak bilinen alerjik rinit sorunu; polenler, ev tozu akarları ve hayvan tüyü kepeği gibi alerjenlerin vücudun bağışıklık sistemini etkilemesiyle ortaya çıkıyor. Başta astım hastaları ve sigara kullanan bireyler olmak üzere her yaştan insanda görülebilen alerjik rinit, halsizlik, boğaz ağrısı, hapşırma, burunda tıkanıklık ve kaşıntı gibi belirtilerle yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor. En önemli tedavisi alerjik rinit nedeni ortam ve maddelerden uzaklaşmak olan hastalığın semptomları uygulanan bazı ilaç tedavileriyle ortadan kaldırabiliyor. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Ela Araz Server, alerjik rinitin sebepleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Polen, ağaç, ot, küf mantarı ve hayvan tüyü kepeklerinden uzak durun

Alerjik rinit, burun içerisini örten mukozanın alerjik maddelere olan reaksiyonu ile ortaya çıkmaktadır. Her yaşta ortaya çıkabilen ancak çoğu insanda çocukluk veya genç erişkinlikte başlayan belirtiler diğer yaşlara oranla daha şiddetli olan alerjik rinite alerjen olarak tanımlanan küçük partiküller sebep olmaktadır. Polen, ağaçlar, otlar, küf mantarları, hayvan tüyü kepekleri ve akarların(ev tozu) oluşturduğu gözle görülemeyecek kadar küçük olan partiküller doğanın uyanmaya başladığı ilkbahar aylarında daha fazla görülmektedir. Bu durum da alerjik rinit hastalığının bahar aylarında daha fazla görülmesine neden olmaktadır.   

Astım ve egzama hastaları daha fazla risk altında  

Astımı veya egzaması olan hastalar başta olmak üzere ailesinde alerjik rinit öyküsü olan kişilerde bu rahatsızlığın gelişme riski daha yüksektir. Ayrıca anne-babası sigara içen, apartman dairesinde yaşayan ve evcil hayvan besleyen çocuklarda da alerjik rinit görülme sıklığı daha fazladır. 

Burun ucunda oluşan yatay çizgi alerjik rinitten kaynaklanıyor olabilir

Polenler, akarlar veya hayvan tüyü kepeği gibi nedenlerle gelişen alerjik rinit ile soğuk algınlığına bağlı olarak oluşan nezlenin burun akıntısı, kaşıntı, hapşırık gibi belirtileri aynıdır. Ancak alerjik rinitte burun akıntısı şeffaf ve bolken, soğuk algınlığına bağlı nezlede daha koyudur. Soğuk algınlığında oluşan ateş, kırgınlık, kas eklem ağrısı, boğaz ağrısı gibi ek semptomalar birkaç gün içerisinde düzelir.  Alerjik rinitte ise belirtiler alerjene maruz kalındığı süre boyunca devam eder. Alerjik rinitin başlıca belirtileri şunlardır;  

  1. Burun tıkanıklığı
  2. Sulu burun akıntısı ve kaşıntısı
  3. Hapşırmak
  4. Gözlerde kaşıntı, kızarıklık, göz altındaki ciltte şişme ve koyu renk değişikliği
  5. Boğaz ve damakta kaşıntı
  6. Kulaklarda kaşıntı, tıkanıklık
  7. Ağızdan nefes alma ve sık uyanma
  8. Sosyal yaşam aktivitelerinde azalma 
  9. Alerjik selam (Kaşıntı nedeniyle sık sık ellerle hastanın burnunu yukarıya doğru itmesi ile burun ucunda yatay çizgi oluşumu)

Tedaviye alerjiye neden olan ortamdan uzaklaşarak başlayın

Alerjik rinitin tanı- tedavisinde hastanın hikayesi ve yaşadığı semptomlar çok önemlidir. Hangi durumda neye maruz kaldığında semptomların ortaya çıktığı sorgulanır. Sonrasında yapılan Kulak Burun Boğaz muayenesindeki bazı bulgular sonrası yapılan testlerle kesin tanı konulur. Testlerde hastanın neye karşı alerjisi olduğunun belirlenmesi çok önemlidir. En kolay, hızlı ve ekonomik test ise "Deri Prick" (delme) testidir. Cilde küçük miktarlarda farklı alerjenler damlatılarak yapılır. Oluşan cilt reaksiyonları değerlendirilir. Deri Prick Test ile sonuç alınamayan hastalara kanda "Serum Spesifik IgE Antikor" testi bakılabilir. Alerjik rinitin tedavisinde ise ilk basamak hastada alerjiye sebep olan bölge ve alerjen maddelerden uzaklaşmasıdır. Daha sonra hastanın alerji testlerine göre ilaç tedavilerine başlanır. İlaç tedavisindeki esas amaç alerjik reaksiyonda ortaya çıkan semptomların azaltılmasıdır. İlaç tedavisi ile kontrol altına alınamayan durumlarda ise immünoterapi yani aşı tedavileri uygulanır. Alerjik rinitin cerrahi bir tedavi yöntemi yoktur. Alerji sonrası ikincil gelişen burun etleri şişliğinde burun etlerinin küçültülmesi işlemi yapılabilir.

Sabah yürüyüşlerinizi ve ev işlerinizi polen olmayan saatlerde yapın

Alerjik rinit hikayesi olan hastaların yaptırdığı testlere bağlı olarak hangi alerjene karşı savunma mekanizmasının tepki gösterdiğini belirlemesi çok önemlidir. Alerjisi olduğunun bilincinde olan hastanın bu maddelerden olabildiğince uzak durması gerekir. Ev tozu (akar) alerjisi olanların ev ve iş yerlerinde toz tutan halı, peluş oyuncak, yünlü malzemelerden yapılmış eşyaları bulundurmaması, ev ve işyeri zemininin toz tutmayan malzemelerle döşenmesi ve her gün yüksek vakumlu süpürgelerle temizlemesi gerekir. Aynı şekilde yataklarda da antialerjik nevresim takımları, yorgan ve yastık kullanılmalıdır. Polen alerjisi olan hastanın ise; polenizasyon dönemlerinde sabah erken saatlerde yürüyüş yapmaması, ev ve dışarı giysilerini ayırması, ev havalandırmasını polenizasyon olmayan saatlerde yapması gerekir. Hayvan alerjisi olan insanların ise ev ortamında hayvan bulundurmaması, dışarı da ise hayvanlarla yakın temas kurmaması önemlidir. -MEMORİAL BSN.



Kaynak : Haber Merkezi
Ekleme Tarihi : 2023.05.08 10:49:08
Son Düzenlenme Tarihi :





Kuraklık önce gölü, sonra flamingoları vurdu

Flamingoların en çok konakladığı göl olan Yarışlı Gölü’nü besleyen kaynak suyunun üzerine köylüler tarafından seyyar sondaj motorlarının kurulması, artan sıcaklarla birlikte kuruyan gölü tehlikeye soktu. Mayıs ayında binlerce flamingonun olduğu gölde şimdi parmakla sayılabilecek kadar az kuş barınıyor.
Flamingoların en çok bulunduğu Yarışlı Gölü ilkbahar aylarında su tutarken, sıcaklığın artmasıyla tekrar eski kurak zamanlarına döndü. Gölü besleyen su kaynaklarını inceleyen uzman ekip, su kaynağı üzerine köylüler tarafından kurulan birçok sondaj motoru tespit etti. Dünyada sadece burada yaşayan iki balık türünün olduğu bu kaynaktan su alınması hem bu canlıları tehlikeye atıyor hem de gölü besleyen su miktarının azalmasına neden oluyor.
DKMP 6. Bölge Müdürlüğü’nün sekreteryasını üstlendiği Burdur ve Antalya Gölleri Yönetim Planı Hazırlama Projesi’nde yer alan uzman ekip, gölü besleyen en önemli kaynak üzerine köylüler tarafından kurulan seyyar sondaj motorlarının kaynak içerisinde bulunan ve sadece burada yaşayan endemik balık türleri için tehlike arz ettiğini tespit etti. Ayrıca bu sondaj motorları gölde barınmaya devam eden az da olsa flamingonun yaşamlarını da tehlikeye sokuyor.
Gölü inceleyen ekipte yer alan Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İskender Gülle, “Yarışlı Gölü’nün yüzölçümü yaklaşık olarak 10 ila 15 kilometre arasında değişiyor. Aslında bir zamanlar bu göl sürekli bir gölmüş ama günümüz şartlarında tam bir göl değil. Çünkü mevsimlik olarak su tutabiliyor. Biz bu tür göllere geçici göller diyoruz. Bu gölün özelliği bir kısmının tabak şeklinde olması. O nedenle bu gölleri tuzlu göl, tuzla gölleri veya pilaya gölleri olarak isimlendiriyoruz. Türkiye’de çok sayıda buna benzer göl var. Fakat Yarışlı Gölü’nün şu anda en önemli özelliği kış aylarında en fazla 20-30 santimetreye kadar su tutabiliyor olması. 20-30 santimetre su tutarsa bizim için çok iyi. Ama normalde günümüzde yağışların da azalması nedeniyle en fazla 10 santimetreye kadar su oluyor haziranın başında, o da tamamen kuruyor. Bu göl geçici göl olmasına rağmen özellikle mikroskobik canlılar açısından da son derece zengin. Böyle olduğu için de başta flamingo olmak üzere çok sayıda su kuşu için adeta bir beslenme alanına dönüşüyor. Sığ olduğu için flamingolar burayı çok fazla tercih ediyorlar. Besin kaynağı da çok fazla tabi ki, o açıdan Yarışlı Gölü’nün en önemli özelliği biyolojik olarak iyi bir kuş alanı olması” dedi.

Yarışlı Gölü yıllardır koruma altında
Yarışlı Gölü’nün hem çevredeki mermer ocaklarından hem de kaçak avcılık ve göl arazisinin tarım amacıyla kullanılmasına karşı koruma altında olduğunu dile getiren Prof. Dr. Gülle, “Bu göl yıllardır korunuyor. Korumayı sadece mermer ocaklarından ibaret görürsek yanılmış olabiliriz. Onun dışında bir de özellikle Milli Parkların yapmış olduğu dolaylı koruma yöntemleri var. Kara avcılığı, su avcılığı, göl kenarlarındaki alanların işgal yerlerinin fazla artmaması şeklinde. Görsel olarak baktığımızda farklı bir manzarası var. Suyu da biraz tuzlu. Kış aylarında binde 14, yani 1 litre suda 14 gram tuza kadar yükselebilen tuz özelliği var. Suları herhangi bir tarımsal faaliyette kullanılmıyor. İçme suyu amacıyla da kullanılmıyor. Ayrıca gölün içerisinde değil ama gölün kıyılarındaki tatlı küçük su kaynaklarında dünya için endemik iki tane tatlı su balığı türümüz var. Bunların sadece bu bölgede yaşadığını söyleyebiliriz. Göl kenarlarındaki pınarlar, özellikle
görmüş olduğunuz sazlık alanlar bu balıkların yaşamı açısından son derece önemli” ifadelerini kullandı.

Yönetim planlarında artık birinci öncelik: “Su”
Çalıştay hakkında da açıklama yapan Prof. Dr. İskender Gülle, “Göllerin her beş yılda bir sulak alan yönetim planları yapılıyor. Bu yönetim planları çerçevesinde yeniden bir bilimsel, ekolojik ve çevresel değerlendirme yapılıyor. Beş yıl boyunca doğru yapılan veya eksik yapılan ya da beşinci yılın sonunda ortaya çıkan yeni durumlar neler bunları gözden geçiriyoruz. Yönetim planlarını beş senede bir revize ediyoruz. Şu anda iki gündür yapmış olduğumuz çalıştayımız bir bilimsel altlığa dayalı olarak yapıldı. Onun neticesinde bugün de bir arazi gezisi yapıyoruz. Bu arazi gezimizde durumu gözlemliyoruz. Planlarımızda hangi değişiklikleri yapabiliriz, onları gözden geçiriyoruz. Gördüğümüz kadarıyla şu anda tüm Türkiye çapında, Burdur çapında öncelikli konu su. Yani su tedariği göller için ve yönetim planları için birinci madde haline geldi. Bundan 20-30 sene önce daha ziyade kirlilik ağırlıklı bir yönetim planı yapıyorduk, artık birinci önceliğimiz su oldu” dedi.
Burdur ve Antalya Gölleri Yönetim Planı Koordinatörü Peyzaj Yüksek Mimar Seda Yıldız ise, “Burdur yöresinde Sulak Alan Yönetim Planı çalışmasını DKMP 6. Bölge Müdürlüğü adına yürütüyoruz. Göllerimizle ilgili çalıştayımız dün gerçekleşti. 2016 yılında yine göllerle ilgili Sulak Alan Yönetim Planı yapılmıştı. Şu an revizyon zamanı geldiği için yenilenebilirliğini sağlayabilmek ve biyon verebilmek için şu an tekrar Sulak Alan Yönetim Planlarımızı yeniliyoruz” şeklinde konuştu.
Kaynak : İHA
Ekleme Tarihi : 2023.08.25 20:31:42
Son Düzenlenme Tarihi :