SON DAKİKA
header-ad

“Er Mey­da­nı - Recep Gür­büz Ser­gi­si” El­ma­lı Mü­ze­si’nde açıl­dı.

Sergi 15 Ekim’e kadar ziyaret edilebilecek

Açı­lı­şa El­ma­lı Kay­ma­ka­mı Faruk Erdem, Be­le­di­ye Baş­ka­nı Halil Öz­türk, Cum­hu­ri­yet Baş­sav­cı­sı Enes Ko­ca­ka­le, An­tal­ya GSHM Yavuz Gür­han, Ali Gür­büz ve aile­si ile bazı kamu ku­rum­la­rı­nın mü­dür­le­ri ka­tıl­dı.
KAY­MA­KAM FARUK ERDEM : “TÜRKÜN İLK ER MEYDANI”
El­ma­lı Kay­ma­ka­mı Faruk Erdem ise açı­lış­tan önce yap­tı­ğı ko­nuş­ma­da” Tür­kün İlk Er Mey­da­nı de­nin­ce boşa söy­le­nen bir laf değil. Za­ma­nın­da Os­man­lı To­ra­man Vakfı vardı. Onun vakıf se­ne­din­de El­ma­lı gü­reş­le­ri için ay­rı­lan özel alan var. Do­la­yı­sıy­la Tür­kün İlk Er Mey­da­nı lafı 670 kusur yıl­dır ge­le­nek ora­dan ge­li­yor. İşin res­mi­ye­ti budur” dedi.
Kay­ma­kam Erdem, ko­nuş­ma­sın­da şun­la­rı söy­le­di : “An­tal­ya’da bugün aça­ca­ğı­mız sergi Tür­ki­ye’de açı­lan 102 ser­gi­den bir ta­ne­si ol­ma­sı özel­li­ği­ni ta­şı­mak­ta­dır. Sü­re­li Sergi kap­sa­mın­da­dır. Bu ser­gi­ler özel ola­rak se­çi­li­yor. O yö­re­nin, böl­ge­nin kül­tü­rü­nü, başka bir yerde ol­ma­yan özel­li­ği­ni yan­sı­ta­cak şe­kil­de se­çi­li­yor. bu nok­ta­da da An­tal­ya’mızın daha öze­lin­de El­ma­lı­mı­zın yağlı peh­li­van gü­reş­le­riy­le ba­ğı­nı he­pi­miz bi­li­yo­ruz. Mü­dü­rüm Tür­kün ilk Er Mey­da­nı dedi. 
Bu nok­ta­da yağlı peh­li­van gü­reş­le­ri­nin öze­lin­de de yine El­ma­lı’mızın önem­li bir de­ğe­ri olan Recep Gür­büz us­ta­nın anı­sı­na bugün bu ser­gi­mi­zi açı­yo­ruz. El­ma­lı ola­rak mut­lu­yuz. Ül­ke­miz­de­ki 102 ser­gi­den bi­ri­si bu­ra­da açıl­dı.
Bizim kadim Şehir El­ma­lı la­fı­nı her yerde kul­lan­ma­mız bu­ra­nın aynı za­man­da Müze Mü­dü­rü­müz ko­nuş­ma­sın­da de­ğin­di, kül­tür, tarih, sanat, bah­çe­de gör­dü­ğü­müz somut öge­ler­de dahil olmak üzere hep­si­ni içer­me­sin­den kay­nak­la­nı­yor.

Kaynak : Haber Merkezi
Ekleme Tarihi : 2025.09.05 21:03:41
Son Düzenlenme Tarihi :

Yorum Yap






Keçiboynuzu, orman yangınlarının yayılmasına set olabiliyor

Antalya Tarım Konseyi, Antalya Tarım ve Orman Müdürlüğü, Antalya Ticaret Borsası iş birliğiyle BATEM, Akdeniz Üniversitesi ve Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü desteğiyle İnteraktif Keçiboynuzu E-Çalıştayı düzenlendi. Çalıştaya, Adnan Menderes Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Antalya Bilim Üniversitesi, Çukurova Üniversitesi, Bursa Teknik Üniversitesi’nden akademisyen ve uzmanların yanı sıra; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Portekiz, İspanya, İtalya, Fas, Cezayir ve Lübnan’dan akademisyen ve uzmanlar katıldı.
Çalıştayın açılışında konuşan ATB ve ATAK Başkanı Ali Çandır, 3 yıldır online eğitimler, paneller ve çalıştaylar düzenleyerek tarım sektörüne katkı koyduklarını söylerken, interaktif muz, çilek ve avokado çalıştaylarının ardından keçiboynuzu çalıştayı düzenlediklerini belirtti. Dünyada her yıl yaklaşık 140 bin ton civarında keçiboynuzu tohum ve meyvesi üretildiğini, Türkiye’de üretimin 25 bin ton civarında olduğunu kaydeden Çandır, son 1 yılda keçiboynuzu üretim alanları yüzde 58, üretim miktarının ise yüzde 22 arttığına dikkat çekti. Antalya’nın 13 bin tonluk üretimi ile Türkiye’de en çok keçiboynuzu üreten il olduğunu belirten Çandır, “Antalya, Türkiye’nin keçiboynuzu üretiminin yarısını sağlamaktadır” dedi. Çandır, Manavgat yangınından sonra bölgeye çok sayıda keçiboynuzu fidanı dikildiğini belirtirken, bu konuda yoğun çalışmalar yürüten Tarım ve Orman Müdürlüğü’ne teşekkür etti.

“Manavgat yangınından sonra dikimi arttı”
Antalya Tarım ve Orman Müdürü Gökhan Karaca, ürün bazlı çalıştaylarla tarım sektörüne yön göstermeye çalıştıklarını söylerken, katma değeri yüksek keçiboynuzu üretimini artırmak için yaptıkları çalışmaları anlattı. Özellikle pandemi döneminde keçiboynuzuna talebin arttığını belirten Karaca, üretimi artırmak için susuzluğa dayanıklı keçiboynuzunu kıraç, susuz alanlarda yetiştirilmesi için üreticiyi yönlendirdiklerini kaydetti. Karaca, Manavgat yangınının ardından bölgede ağaçlandırma çalışması yaparken keçiboynuzuna öncelik verdiklerini kaydetti. BATEM Müdürü Abdullah Ünlü, keçiboynuzunu üretimi ve kalitesini artırmak için çalışmalar yürütüldüğünü belirterek, çalıştayın bu çalışmalara ışık olacağını söyledi.

“Orman yangınına karşı set”
Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamide Gübbük, “fakir toprakların zengin ağacı” keçiboynuzunun değerinin yeni anlaşılmaya başlandığını söyledi. Besin değeri yüksek olan, gıdadan ilaç sektörüne, kağıt, petrokimya gibi bir çok alanda kullanılan keçiboynuzunun yaygınlaştırılması gerektiğini kaydeden Gübbük, sadece meyve olarak değil katma değerli hale getirilerek ihraç edilmesi gerektiğini söyledi. Gübbük, orman yangınlarının yayılmasını önlemede keçiboynuzunun önemli bir bitki olduğunu söylerken, “Keçiboynuzu orman yangınlarına karşı set ağacı olarak mutlaka kullanılmalı” dedi.
2 gün süren çalıştayda Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Portekiz, İspanya, İtalya, Fas, Cezayir ve Lübnan’dan katılan akademisyenler ve uzmanlar; keçiboynuzu yetiştiriciliği, keçiboynuzunun yetiştirilmesi ve ticareti, kapama bahçe kurulumu, iklim değişikliğine uyum, keçiboynuzunun ekolojik istekleri, çeşit geliştirme çalışmaları, endüstriyel açıdan yürütülen çalışmalar, keçiboynuzunun eczacılıkta kullanımını konuştu. Sektör temsilcileri keçiboynuzu üretimi ve ticaretinde yaşadıkları sorunları dile getirdi.

“Su kıtlığı olan yere keçiboynuzu”
Çalıştayın sonunda sonuç raporu yayımlandı. Raporda, keçiboynuzu üretimini arttırmak için kapama bahçe sayısının artırılması önerilirken, fidan üreten işletme sayısının da artırılması gerektiği kaydedildi. Mevcut arazilerdeki verimsiz ağaçların rehabilitasyonla üretime kazandırılması gerektiği kaydedilen raporda, “Küresel iklim değişikliğinin oluşturduğu en önemli sorunun su kıtlığı olacağı göz önüne alındığında su istemeyen özelliğiyle bilinen keçiboynuzu üretimi yaygınlaştırılmalı” denildi.

Yangına karşı tampon
Keçiboynuzu yaprağının daha az yanıcı olduğu vurgulanan raporda, ekolojisi uygun olan alanlarda yangına müdahalede zaman kazanmak amacıyla çam ağaçlarının arasına ve orman sınır bölgelerine tampon olarak diğer maki türleri ile birlikte dikilebileceği önerildi. Tescilli çeşit sayısının artırılması gerektiği kaydedilen raporda, Doğu Akdeniz, Batı Akdeniz ve Ege Bölgesi’nde zengin gen kaynaklarının korunması amacıyla gen havuzları oluşturulması önerildi. Diğer meyve türlerinin çiçek açmadığı bir dönemde çiçeklenen keçiboynuzunun arıcılık için önemli olduğu belirtilen raporda, arıcılığın teşvik edilmesi önerildi.
Keçiboynuzunda erken hasadın kalite kaybına neden olduğu belirtilen raporda, hasat zamanının devlet tarafından ilan edilmesi, erken hasat için cezai yaptırım uygulanması istendi. Keçiboynuzu ihracatının, meyve ya da tohum olarak değil, katma değer kazandırılmış ürünler şeklinde yapılması gerektiği kaydedilen raporda, keçiboynuzunun endüstriyel kullanımında, ürün çeşitliliği artırılması önerildi. Raporda, “Endüstriyel üretim, her türlü tarımsal üretimin lokomotifi olduğu için keçiboynuzundan katma değeri yüksek ürünler üreten işletmeler teşvik edilmelidir” denildi.
Kaynak : İHA
Ekleme Tarihi : 2023.08.07 16:03:41
Son Düzenlenme Tarihi :





Sonradan oluşan adet sancısı, çikolata kisti ve endometriozisin habercisi olabilir

Normalde adet sancısı yaşamayıp sonradan adet dönemlerini sancılı geçiren kadınlar tehlike altında olabilir. Sancının çikolata kisti (endometrioma) ya da endometriozis habercisi olabileceğini belirten uzmanlar, tedavi edilmeyen bu durumun kısırlık başta olmak üzere pek çok olumsuzlukla sonuçlanabileceği ihtimali üzerinde duruyor.
Halk arasında çikolata kisti olarak bilinen rahmin iç kısmını oluşturan ve adet kanamalarını sağlayan bez dokusunun yumurtalıklarda kist oluşturması ya da herhangi bir vücut bölgesinde yaygın yerleşmesi ile ortaya çıkan hastalıkta rahmin iç zar tabakası nereye yerleşirse o organı tutar ve o organda çeşitli olumsuz durumlara neden olabilir. Bu bazen yumurtalık, bazen karın boşluğu, bağırsaklar, mesane, akciğer ve hatta beyin bile olabilir. Kistin yerleştiği bu organlar, ciddi sorunlara neden olabilir.
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Selahattin Kumru, adet sırasında dışarı atılması gereken kanın tüplerden geriye doğru gitmesi ve buradan karın boşluğuna, bağırsaklara ve yumurtalığa yayıldığı bilgisini vererek, “Bu kanın içinde bulunan canlı endometriyal hücrelerin gittikleri organa yerleşip, orada büyümeye devam ettikleri düşünülmektedir. Sancılı adet gören özellikle de sancıları ilk adetten sonra değil de sonraki dönemlerde belirginleşen kadınların bir durumda hekime başvurulması gerekir” dedi.

“Şiddetli adet sancısı ciddiye alınmalı”
Çikolata kistlerinin bazen sessizce yumurtalıkta büyüdüğünü, herhangi bir şikayete neden olmadığını ve tesadüfen başka nedenlerle bakılan ultrasonografi ya da MR gibi testlerle fark edildiğini belirten Selahattin Kumru, “Çikolata kistlerinin bazıları ise özellikle başka yerlerde endometriozis varlığı durumlarında menstrüasyon yani adet görme sırasında ağrıya neden olmaktadır. Özellikle ilk adetleri ağrısız olduğu halde sonradan adet sancısı (dismenore) olanlarda endometriozis ya da çikolata kistlerinden şüphelenmek yerinde olacaktır. Böyle bir durum ve şiddetli adet sancısı mutlaka dikkate alınmalıdır” şeklinde konuştu.

“Kesin tanı kapalı ameliyat ile konulur”
Hastalığın önemli belirtileri arasında sonradan ortaya çıkan şiddetli adet sancısı, cinsel aktivite ya da dışkılama sırasında ağrı, karında şişlik ve dolgunluk ile birlikte sürekli kasık ağrısı olduğunu ve bunun yanında gebe kalmak istediği halde gebe kalamayan (infertil) kadınların çikolata kisti ya da endometriozis açısından ileri inceleme gerektirdiğini belirten Prof. Dr. Selahattin Kumru, ağırlıklı olarak ultrasonografik muayene yapıldığını ancak basit kistler ya da başka kistik yapılar ile çikolata kistlerinin ayrımının tam olarak yapılabilmesi ve kesin tanı için laparoskopi (kapalı ameliyat) ya da laparotomi (karın açılarak) yöntemleri ile kistlerin çıkartılması ve patolojik incelemeye gönderilmesinin zorunlu olduğunu belirtti. Kumru, “Kistin çıkarılması ve patolojiye gönderilmesi, patolojiye gönderilen materyallerde rahimin içini döşeyen endometrium bez (gland) ve stroma yapılarının görülmesi gerekmektedir. Laparoskopi sırasında rahim ağzından verilen sıvının tüplerden geçip geçmediği (yani tüplerin açık olup olmadığı) da genellikle aynı seansta anlaşılabilir” dedi.

“Kanser riski olabilir”
Çikolata kistleri içerisinde kötü hücre bulundurmayan yani kanser olmayan kistler olarak bilindiğini, ancak son zamanlarda elde edilen bilgilerin çikolata kistlerinin içinde bulunan endometrial hücrelerde kansere yatkınlık oluşturan bazı genetik değişikliklerin varlığına ve bu nedenle bu kistlerden kanser oluşturabileceğine işaret edildiğini belirten Kumru, çikolata kisti olan kişilerde yumurtalık kanserlerinin normal toplumdan daha fazla sıklıkta görüldüğünün altını çizdi. Kumru, ameliyat yapılmayan çikolata kisti olgularının çok dikkatli yönetilmesi gerektiğini vurguladı.

Çikolata kistinin tedavisi
Tedavisinin çok çeşitli olduğunu belirten Selahattin Kumru, bu sürecin kişiye özel yönetildiğini söyledi. Kumru, kistin durumuna veya hastanın şikayetine göre cerrahi müdahale ya da ilaç tedavisi uygulandığını buna hekim ile hastanın birlikte karar vermesi gerekeceğini belirtti. Düzenli jinekolojik kontrollerin hem erken tanı hem de tedavi açısından önemli olduğunun altını bir kez daha çizdi.

Kaynak : İHA
Kaynak : İHA
Ekleme Tarihi : 2023.03.20 13:16:44
Son Düzenlenme Tarihi :