Efsane geminin romanı yazıldı
Kurtuluş Savaşı günlerinde Sovyet yardımını Karadeniz üzerinden Anadolu’ya taşıyan Rüsumat, Mehmet Uluğtürkan’ın kaleminden roman oldu. İnkılap Kitabevi’nden çıkan ‘Rüsumat-Kurtuluşun Hayalet Gemisi’ romanı Cumhuriyet’in 100’üncü yılı anısına 29 Ekim’de okurla buluşacak.
Kurtuluş Savaşı romanları yazarı Mehmet Uluğtürkan’ın beklenen romanı Rüsumat, Türkiye’nin en köklü yayınevlerinden biri olan İnkılap Kitabevi’nden çıktı. Roman, Milli Mücadele’nin heyecan dolu günlerinde Sovyetler’den alınan yardımları işgalci ülke donanmalarının kol gezdiği Karadeniz üzerinden Anadolu’ya taşıyan balıkçı teknesi Rüsumat etrafında geçen olayları anlatıyor.
Dünya bahriye tarihine ‘batırıldıktan sonra yeniden yüzdürülen tek gemi’ olarak geçen Rüsumat’ın Karadeniz’deki mühimmat taşıma seferlerinin yanı sıra dönemi de anlatan roman Uluğtürkan’ın ‘Madalyasız’ ve ‘Kayıp Sancak’tan sonra üçüncü kitabı oldu. Roman yazım hazırlıklarına 2 yıl önce başladığını belirten yazar Mehmet Uluğtürkan, “Bize Cumhuriyet’i getiren bağımsızlık savaşımızı çok zor şartlarda kazandık. Dünyanın en büyük devletlerinin işbirliği yaptığı bir emperyalizmin vatanımızı işgal etmesine karşı çıktık. Üç tarafı denizlerle çevrili Misak-ı Milli sınırlarını neredeyse hiç yok denebilecek deniz gücüyle korumayı başardık. Hiç savaş gemisi olmayan, küçük gemi ve teknelerden oluşan ‘Milli Kuvvetler Donanması’ ile deniz cephesinde bile destanlar yazdık. Rüsumat, deniz cephemizde imkansızlıklara rağmen elde ettiğimiz başarının önemli bir kesitidir. Bu romanı okurken az sayıda bahriyelimizin ve bu kuvvetlere destek veren Karadeniz uşaklarının vatan sevgisini, vefasını, azmini hissedeceksiniz” dedi.
Yayın Direktörlüğünü Mehmet Bozkurt’un, editörlüğünü Gökçe Şenoğlu’nun yaptığı Rüsumat romanı için ressam Fahri Pelit de bölüm başlarına karakalem çizimleriyle katkı verdi. Başta Ordu olmak üzere Samsun, Trabzon’un yanı sıra Rusya’nın liman şehri Tuapse ile Gürcistan’ın Batum kentinin mekân olarak işlendiği Rüsumat’ın baş kahramanlarını Yüzbaşı Paskal Mahmut, Keçiköylü Hamdi, Vonalı Celal oluşturdu. Yazar Mehmet Uluğtürkan, 1920’li yılların Karadeniz’deki yaşanmışlıklarını aktaran Rüsumat’ı yazma kararını Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Hilmi Güler’le yaptığı bir sohbet sonrası aldığını söyledi.
İnkılap Kitabevi’nden ‘Cumhuriyet 100 Yaşında’ logosuyla çıkan Rüsumat - Kurtuluşun Hayalet Gemisi adlı roman 29 Ekim 2023 tarihinde kitap satılan her yerde olacak.
Mustafa Kemal’in uluslararası siyaset başarısı
Kurtuluş Savaşı romanları yazarı gazeteci Mehmet Uluğtürkan’ın yeni romanı Rüsumat’ın arka kapak yazısı şöyle:
“Kurtuluş Savaşı’nın en şiddetli günleri Sorun kısıtlı mühimmat Cephede işgalciler, içeride düşmanın işbirlikçileriyle mücadele eden Mustafa Kemal, milletlerarası siyaset arenasında ustaca bir hamleyle Sovyetler’i mühimmat yardımına ikna eder.
Ancak bu yardımlar, düşman donanmasının kol gezdiği Karadeniz’i geçip Anadolu’ya nasıl getirilecekti?
Korkusuz bir zabitin komuta ettiği yaşlı ama inatçı gümrük teknesi bir hayalet gemiye nasıl dönüşecekti?
Cesur askerlerin ve civanmert Karadeniz uşaklarının gayretleriyle, kâh kendini batıran, kâh yeniden yüzdüren efsane gemi savaşın seyrini nasıl etkileyecekti?
Çok satanlar listesine Madalyasız ve Kayıp Sancak eserleriyle giren Mehmet Uluğtürkan, yeni tarihi romanı Rüsumat ile Milli Mücadele’nin az bilinen deniz cephesine heyecan dolu bir pencere açıyor”
Kurtuluş Savaşı romanları yazarı Mehmet Uluğtürkan’ın beklenen romanı Rüsumat, Türkiye’nin en köklü yayınevlerinden biri olan İnkılap Kitabevi’nden çıktı. Roman, Milli Mücadele’nin heyecan dolu günlerinde Sovyetler’den alınan yardımları işgalci ülke donanmalarının kol gezdiği Karadeniz üzerinden Anadolu’ya taşıyan balıkçı teknesi Rüsumat etrafında geçen olayları anlatıyor.
Dünya bahriye tarihine ‘batırıldıktan sonra yeniden yüzdürülen tek gemi’ olarak geçen Rüsumat’ın Karadeniz’deki mühimmat taşıma seferlerinin yanı sıra dönemi de anlatan roman Uluğtürkan’ın ‘Madalyasız’ ve ‘Kayıp Sancak’tan sonra üçüncü kitabı oldu. Roman yazım hazırlıklarına 2 yıl önce başladığını belirten yazar Mehmet Uluğtürkan, “Bize Cumhuriyet’i getiren bağımsızlık savaşımızı çok zor şartlarda kazandık. Dünyanın en büyük devletlerinin işbirliği yaptığı bir emperyalizmin vatanımızı işgal etmesine karşı çıktık. Üç tarafı denizlerle çevrili Misak-ı Milli sınırlarını neredeyse hiç yok denebilecek deniz gücüyle korumayı başardık. Hiç savaş gemisi olmayan, küçük gemi ve teknelerden oluşan ‘Milli Kuvvetler Donanması’ ile deniz cephesinde bile destanlar yazdık. Rüsumat, deniz cephemizde imkansızlıklara rağmen elde ettiğimiz başarının önemli bir kesitidir. Bu romanı okurken az sayıda bahriyelimizin ve bu kuvvetlere destek veren Karadeniz uşaklarının vatan sevgisini, vefasını, azmini hissedeceksiniz” dedi.
Yayın Direktörlüğünü Mehmet Bozkurt’un, editörlüğünü Gökçe Şenoğlu’nun yaptığı Rüsumat romanı için ressam Fahri Pelit de bölüm başlarına karakalem çizimleriyle katkı verdi. Başta Ordu olmak üzere Samsun, Trabzon’un yanı sıra Rusya’nın liman şehri Tuapse ile Gürcistan’ın Batum kentinin mekân olarak işlendiği Rüsumat’ın baş kahramanlarını Yüzbaşı Paskal Mahmut, Keçiköylü Hamdi, Vonalı Celal oluşturdu. Yazar Mehmet Uluğtürkan, 1920’li yılların Karadeniz’deki yaşanmışlıklarını aktaran Rüsumat’ı yazma kararını Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Hilmi Güler’le yaptığı bir sohbet sonrası aldığını söyledi.
İnkılap Kitabevi’nden ‘Cumhuriyet 100 Yaşında’ logosuyla çıkan Rüsumat - Kurtuluşun Hayalet Gemisi adlı roman 29 Ekim 2023 tarihinde kitap satılan her yerde olacak.
Mustafa Kemal’in uluslararası siyaset başarısı
Kurtuluş Savaşı romanları yazarı gazeteci Mehmet Uluğtürkan’ın yeni romanı Rüsumat’ın arka kapak yazısı şöyle:
“Kurtuluş Savaşı’nın en şiddetli günleri Sorun kısıtlı mühimmat Cephede işgalciler, içeride düşmanın işbirlikçileriyle mücadele eden Mustafa Kemal, milletlerarası siyaset arenasında ustaca bir hamleyle Sovyetler’i mühimmat yardımına ikna eder.
Ancak bu yardımlar, düşman donanmasının kol gezdiği Karadeniz’i geçip Anadolu’ya nasıl getirilecekti?
Korkusuz bir zabitin komuta ettiği yaşlı ama inatçı gümrük teknesi bir hayalet gemiye nasıl dönüşecekti?
Cesur askerlerin ve civanmert Karadeniz uşaklarının gayretleriyle, kâh kendini batıran, kâh yeniden yüzdüren efsane gemi savaşın seyrini nasıl etkileyecekti?
Çok satanlar listesine Madalyasız ve Kayıp Sancak eserleriyle giren Mehmet Uluğtürkan, yeni tarihi romanı Rüsumat ile Milli Mücadele’nin az bilinen deniz cephesine heyecan dolu bir pencere açıyor”
Kaynak : İHA
Ekleme Tarihi : 2023.09.19 20:13:51
Son Düzenlenme Tarihi :
Kalp hastalarında bütüncül yaklaşım tedavi başarısını arttırıyor
Bütüncül yaklaşımda ’hastalık’ yerine ’hasta’ olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Fatma Yiğit, eforla ortaya çıkan nefeste daralma hissi, soluk taşması, nedensiz oluşan çarpıntı, çarpıntıya eşlik eden baş dönmesi, göz kararması ve baygınlığın, kalp hastalığı açısından uyarıcı bir belirti olabileceğini söyledi.
Başkent Üniversitesi Dr. Adana Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Yiğit, kalp hastalığı belirtileri, tanı ve tedavide bütüncül yaklaşımın önemiyle ilgili açıklamalarda bulundu.
Kalp ve damar hastalıklarında en sık görülen ve en tipik şikayetin göğüs ağrısı olduğunu belirten Prof. Dr. Fatma Yiğit, "Özellikle eforla yani hareketle ortaya çıkan, göğsün ortasında veya sol tarafında, sol kola veya sırta yayılan, 5 ile 10 dakika arasında süren, dinlenmekle geçen, baskı tarzındaki ağrı kalp hastalığı açısından önemli bir belirtidir. Eforla ortaya çıkan nefeste daralma hissi, soluk taşması, nedensiz oluşan çarpıntı, çarpıntıya eşlik eden baş dönmesi, göz kararması ve baygınlık, kalp hastalığı açısından uyarıcı bir belirti olabilir. Beynin kan akımının geçici olarak azalması sonucunda ortaya çıkan ve kendiliğinden düzelen şuur kaybı yani bayılma da önemli belirtilerden biridir. Bacak şişliği, geceleri yastık sayısını artırma ihtiyacı, ani nefes darlığı ile uyanma, yeni gelişen halsizlik, yorgunluk, bitkinlik, kollarda güçsüzlük de kalp hastalığını akla getirmelidir. Kalp ve damar hastalıkları herhangi bir belirti vermeyebilir. Hipertansiyon, hiperlipidemi, diyabeti olan ve sigara kullanan kişiler, 45 yaşın üstündeki erkekler, 55 yaşın üstündeki ve menopoza giren kadınlar, ailesinde erken yaşta kalp hastalığı ve obezite olan kişiler riskli gruptadır. Yoğun kaygı ve depresyon da kalp hastalığı için risk teşkil etmektedir. Bu nedenle kalp ve damar hastalıkları açısından risk taşıyan kişilerin şikayetleri olmasa da düzenli aralıklarla kontrole gitmelerini öneriyoruz" diye konuştu.
"Bütüncül yaklaşımda hastalık yoktur hasta vardır"
Genel tıpta bütüncül yaklaşımın kişiyi belirli bir hastalık üzerinden değil, tüm ihtimaller üzerinden inceleyerek altta yatan esas soruna yönelip onu tedavi etmeyi hedeflediğini bu nedenle bütüncül yaklaşımda ’hastalık yoktur, hasta vardır’ vurgusu yapan Prof. Dr. Yiğit, "Kalp hastalığı özelinde, hastanın demografik özellikleri, kalp hastalığı risk faktörleri, eşlik eden diğer hastalıkları da göz önüne alınarak değerlendirme yapılır. Bu yaklaşımla, erken ve doğru tanıyla birlikte en etkin ve en az yan etkisi olan tedavi hedeflenmektedir. Tanı için hastadan alınan tıbbi öykü önemlidir. Hastalığın gelişimi kişinin yaşı, cinsiyeti, eğitim durumu, sosyokültürel çevresi, ekonomik düzeyine göre farklılık gösterir. Her hastaya aynı yöntemle yaklaşmak uygun olmaz. Fizik muayenesi de yapıldıktan sonra kalp hastalığı düşünülen veya kalp hastalığı yönünden yüksek riskli olan kişilere bütüncül yaklaşımın bir sonucu olarak, eşlik eden diğer hastalıklar göz önüne alınarak uygun görülen tetkik ve testler yapılır. Böylelikle hastayı oluşabilecek komplikasyonlardan korumuş oluruz. Şikayeti olmayan ve sadece kontrol maksatlı gelen kişilerde de gereksiz tetkikten ve bunun doğuracağı risklerden kaçınmak için risk düzeyine göre tetkikler yapılır. Son zamanlara kullandığımız ve kalp hastalığının erken teşhisine yardımcı olan sanal anjiyografi (koroner bilgisayarlı tomografik anjiyografi) yöntemiyle, kalp damarları görüntülenir, darlık veya tıkanıklık tespit edilir, plak olup olmadığı tespit edilir. Kalp damar darlığı bu plaklar üzerinde gelişir. Yine bu yöntemle doğumsal kalp hastalıkları, damar stentleri, by-pass damarları, kalpten çıkan ana damarlar ve kalp kapakları da değerlendirilmektedir. Tanı sonrasında bütüncül bir yaklaşımla uygulanan tedavinin başarı oranı artmaktadır. Tedavi düzenlenirken diğer almakta olduğu ilaçlarla etkileşim açısından dikkatli olunur ve tedavinin etkinliği artarken yan etkisi azalır. Ayrıca kişilere hastalığı nedir, tedavisi nedir ve yan etkileri nelerdir, tedavi edilmezse riski ne olur, kontrol gerektiriyorsa ne sıklıkla yapılmalıdır, acil durumların neler olabileceği ve bu durumda ne yapılması gerektiği nasıl irtibata geçileceği detaylıca konuşulmaktadır" diye bilgi verdi.
Başkent Üniversitesi Dr. Adana Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Yiğit, kalp hastalığı belirtileri, tanı ve tedavide bütüncül yaklaşımın önemiyle ilgili açıklamalarda bulundu.
Kalp ve damar hastalıklarında en sık görülen ve en tipik şikayetin göğüs ağrısı olduğunu belirten Prof. Dr. Fatma Yiğit, "Özellikle eforla yani hareketle ortaya çıkan, göğsün ortasında veya sol tarafında, sol kola veya sırta yayılan, 5 ile 10 dakika arasında süren, dinlenmekle geçen, baskı tarzındaki ağrı kalp hastalığı açısından önemli bir belirtidir. Eforla ortaya çıkan nefeste daralma hissi, soluk taşması, nedensiz oluşan çarpıntı, çarpıntıya eşlik eden baş dönmesi, göz kararması ve baygınlık, kalp hastalığı açısından uyarıcı bir belirti olabilir. Beynin kan akımının geçici olarak azalması sonucunda ortaya çıkan ve kendiliğinden düzelen şuur kaybı yani bayılma da önemli belirtilerden biridir. Bacak şişliği, geceleri yastık sayısını artırma ihtiyacı, ani nefes darlığı ile uyanma, yeni gelişen halsizlik, yorgunluk, bitkinlik, kollarda güçsüzlük de kalp hastalığını akla getirmelidir. Kalp ve damar hastalıkları herhangi bir belirti vermeyebilir. Hipertansiyon, hiperlipidemi, diyabeti olan ve sigara kullanan kişiler, 45 yaşın üstündeki erkekler, 55 yaşın üstündeki ve menopoza giren kadınlar, ailesinde erken yaşta kalp hastalığı ve obezite olan kişiler riskli gruptadır. Yoğun kaygı ve depresyon da kalp hastalığı için risk teşkil etmektedir. Bu nedenle kalp ve damar hastalıkları açısından risk taşıyan kişilerin şikayetleri olmasa da düzenli aralıklarla kontrole gitmelerini öneriyoruz" diye konuştu.
"Bütüncül yaklaşımda hastalık yoktur hasta vardır"
Genel tıpta bütüncül yaklaşımın kişiyi belirli bir hastalık üzerinden değil, tüm ihtimaller üzerinden inceleyerek altta yatan esas soruna yönelip onu tedavi etmeyi hedeflediğini bu nedenle bütüncül yaklaşımda ’hastalık yoktur, hasta vardır’ vurgusu yapan Prof. Dr. Yiğit, "Kalp hastalığı özelinde, hastanın demografik özellikleri, kalp hastalığı risk faktörleri, eşlik eden diğer hastalıkları da göz önüne alınarak değerlendirme yapılır. Bu yaklaşımla, erken ve doğru tanıyla birlikte en etkin ve en az yan etkisi olan tedavi hedeflenmektedir. Tanı için hastadan alınan tıbbi öykü önemlidir. Hastalığın gelişimi kişinin yaşı, cinsiyeti, eğitim durumu, sosyokültürel çevresi, ekonomik düzeyine göre farklılık gösterir. Her hastaya aynı yöntemle yaklaşmak uygun olmaz. Fizik muayenesi de yapıldıktan sonra kalp hastalığı düşünülen veya kalp hastalığı yönünden yüksek riskli olan kişilere bütüncül yaklaşımın bir sonucu olarak, eşlik eden diğer hastalıklar göz önüne alınarak uygun görülen tetkik ve testler yapılır. Böylelikle hastayı oluşabilecek komplikasyonlardan korumuş oluruz. Şikayeti olmayan ve sadece kontrol maksatlı gelen kişilerde de gereksiz tetkikten ve bunun doğuracağı risklerden kaçınmak için risk düzeyine göre tetkikler yapılır. Son zamanlara kullandığımız ve kalp hastalığının erken teşhisine yardımcı olan sanal anjiyografi (koroner bilgisayarlı tomografik anjiyografi) yöntemiyle, kalp damarları görüntülenir, darlık veya tıkanıklık tespit edilir, plak olup olmadığı tespit edilir. Kalp damar darlığı bu plaklar üzerinde gelişir. Yine bu yöntemle doğumsal kalp hastalıkları, damar stentleri, by-pass damarları, kalpten çıkan ana damarlar ve kalp kapakları da değerlendirilmektedir. Tanı sonrasında bütüncül bir yaklaşımla uygulanan tedavinin başarı oranı artmaktadır. Tedavi düzenlenirken diğer almakta olduğu ilaçlarla etkileşim açısından dikkatli olunur ve tedavinin etkinliği artarken yan etkisi azalır. Ayrıca kişilere hastalığı nedir, tedavisi nedir ve yan etkileri nelerdir, tedavi edilmezse riski ne olur, kontrol gerektiriyorsa ne sıklıkla yapılmalıdır, acil durumların neler olabileceği ve bu durumda ne yapılması gerektiği nasıl irtibata geçileceği detaylıca konuşulmaktadır" diye bilgi verdi.






