SON DAKİKA

Antalya'da Korkutan Tanker Yangını

Bu sabah saatlerinde Dumlupınar Bulvarı'nda çıkan tanker yangını korku dolu anlara sebep oldu.

Antalya Dumlupınar Bulvarı'nda seyir halindeki LPG tankerine bir kamyon arkadan çarptı. Çarpmanın etkisiyle LPG yüklü tanker alev alıp yanmaya başladı. 9:30 sularında başlayan yangına çok sayıda itfaiye ekibi müdahale ediyor. Patlama tehlikesi sebebiyle bulvardaki araç ve yaya trafiği kesilmiş durumda. 
Kaynak : Haber Merkezi
Ekleme Tarihi : 2019.09.05 10:12:42
Son Düzenlenme Tarihi :

Yorum Yap






ATB Başkanı Çandır: "İnşaat için tarımdan vazgeçmeyelim"

Antalya Ticaret Borsası (ATB) Mart Ayı Meclis Toplantısı, Erdoğan Ekinci başkanlığında çevrim içi yapıldı. ATB yönetiminin bir aylık çalışmasıyla ilgili üyelerin bilgilendirildiği Meclis’te ATB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır; tarım, ekonomi ve gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
ATB Başkanı Ali Çandır, depremin ardından yaşanan sel felaketinin herkesi derinden etkilediğini belirtirken, "Yaşadığımız felaketlerde hayatını kaybeden yurttaşlarımızı bir kez daha rahmetle anıyoruz. Yaralılarımıza da acil şifalar diliyoruz" dedi. Konuşmasında inşaat sektörünün son 5 yıldır küçüldüğünü, 2022 yılında da yüzde 8,41 küçüldüğünü belirten Çandır, gayrimenkul oluşturma için tarım alanlarından vazgeçilmemesi uyarısında bulundu.

"’Tedarikçim Deprem Bölgesinden’ projesine destek"
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin deprem bölgesindeki 11 ildeki şirketlerin daha hızlı toparlanması amacıyla başlattığı ‘Tedarikçim Deprem Bölgesinden’ projesine dikkat çeken Çandır, proje ile deprem bölgesindeki satıcıları alıcılar ile bir araya getirecek çevrimiçi bir platform oluşturulduğunu belirtti. Çandır, “Söz konusu platformda, kayıt ve listeleme süreçleri başta olmak üzere tüm işlemler ücretsiz olarak sunulmaktadır. Kampanyaya üyelerimizi ve kentimiz iş dünyasını destek olmaya davet ediyoruz” dedi.

“İnşaat için tarımdan vazgeçmeyelim”
2022 yılı ekonomik büyüme rakamının, yıllık yüzde 5,57 ilan edildiğini ve bu rakamın 2021 yılının yarısından daha düşük olduğunu belirten Çandır; bu düşüşte baz etkisinin olmayışı kadar ekonomik performanstaki zayıflamanın etkisi olduğunu savundu. Antalya için büyük önem taşıyan hizmet sektörünün 2022 yılında yüzde 11,75 büyüme sağlamasına rağmen 2021 yılının yarısından düşük bir performans gösterdiğini kaydeden Çandır, “Hizmet sektörünün en önemli alanı olan turizmde 2019 yılını yakalayamamış olmamız, bu düşük performansta önemli rol oynamıştır” şeklinde konuştu. İnşaat sektörünün son 5 yıldır küçüldüğünü, 2022 yılında da yüzde 8,41 küçüldüğünü belirten Çandır, gayrimenkul oluşturma için tarım alanlarından vazgeçilmemesi uyarısında bulundu. Çandır, “Giderek artan şiddette küçülen sektörün arz kapasitesi de düşmektedir. Yeni gayrimenkuller oluşturmak için tarım alanlarından asla vazgeçmemeliyiz. O halde yapmamız gereken, mevcut yapı stokundaki ekonomik ömrünü tamamlamış olanların yerine iyileştirilmiş yeni yapılar inşa etmek ve tarım dışı alanlarda yeni yapı stokları oluşturmaktır” diye konuştu.

“Antalya göç baskısı altında”
Antalya’da son yıllarda yaşanan yabancı ağırlıklı göç baskısı olduğunu ve konut talebinde dengesiz artış yaşandığını söyleyen Çandır, “Özellikle bazı semtlerimizde kiralık ve satılık gayrimenkul fiyatları inanılması güç artışlara uğramıştır. Bazı mülk sahipleri için geçici bir rahatlama sağlasa bile şimdiden ciddi mağduriyetleri ortaya çıkarmaya başlamıştır. Bazı semtlerimizdeki demografik yapı değişimleri de hissedilmektedir. Yabancı yerleşiklerin kentin iş hayatına girişleri de ciddi artışlar kaydetmektedir. Yoğun biçimde ticarete konu faaliyetlerle uğraşanlar, yerleşik ticari geleneklerin değişime uğraması riskini ortaya çıkarmaktadır. Kentimizde yaşananlar devam edip gidecekse mutlaka bu arkadaşlarımız için ciddi bir uyumlaştırma faaliyetlerine ihtiyaç duyulduğunu görmemiz gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

İhracatta yaş meyve sebze farkı
2022 yılında ihracat yüzde 9,06 artarken, ithalatın yüzde 7,90 arttığını belirten Başkan Ali Çandır, 2022’de ihracat ile ithalat arasındaki farkın hızla kapandığına dikkat çekti. Çandır, “Nitekim 4. çeyrekte ihracatın büyümeye katkısı yüzde 3,3 ile küçültücü yönde olmuştur. En son 2008 yılı 4. çeyreğinde ihracat böyle bir etkiye sahip olmuştu” dedi. Antalya’nın ihracatının 2022 yılında toplamda ülke ortalamasının üzerinde artarken, tarım ve hayvancılıktaki performansın ülke ortalamasının altında kaldığını kaydeden Ali Çandır, tarımsal ihracattaki düşüşe dikkat çekti. 2023 yılında daha iyi bir tarımsal ihracat performansı beklediğini ifade eden Çandır, şunları söyledi:
“İlan edilen son verilere göre 2023 Şubat ayı ihracatımız 2022 Şubat ayına göre yüzde 15 artışla 192 milyon dolara, ihracatımızın yüzde 65’ini oluşturan tarım sektörümüzün ihracatı ise yüzde 30 artışla 124 milyon dolara ulaştı. Emek veren tüm üretici, tüccar ve ihracatçılarımıza teşekkür ediyorum. Bu artışta etkili olan yaş sebze meyve sektörünün kentimiz toplam ihracatından aldığı pay, Şubat ayında yüzde 46’ya, yılın ilk iki ayında ise yüzde 44’e yükselmiştir.”

URGE projeleri
Üyelerinin tarımsal ihracatta bilgi, birikim ve ihracat rakamlarını artırmak için Antalya Ticaret Borsası olarak çalışmalar yürüttüklerini anlatan Çandır, Ticaret Bakanlığının desteği ile yaş meyve sebze sektörü konulu Ur-Ge projesini başarılı bir şekilde devam ettirdiklerini söyledi. Çandır, Kasım ayında Tayland’ı ziyaret eden üyelerin 27 kişilik bir heyet ile Litvanya, Letonya ve Estonya’yı ziyaret ettiğini hatırlatırken, “Önemli görüşmelerde bulunduklarını aktaran üyelerimizin emeklerinin ticarete ve Ar-Ge’ye dönüşmesini diliyorum” ifadelerine yer verdi.

“Tarım, kentimiz ve ülkemiz için hayati stratejik birinci sektördür"
2022 yılında tarım sektörünün yüzde 0,62 büyüdüğünü, 2021 yılındaki yüzde 2,94 küçülmenin ardından ilan edilen bu düşük büyümenin tarımın darboğazdan geçtiğini gösterdiğini söyleyen Başkan Çandır, şöyle devam etti:
"Aslında genel ekonomik eğilimle uyumlu olmayan tarım sektörü, 2022 yılında kendi içindeki ortalamadan da sapma göstermiştir. Yılın ilk çeyreğinde yüzde 1,5 ve ikinci çeyreğinde yüzde 2,0 küçülmesine karşılık üçüncü çeyrekte yüzde 2,3 büyümüş, dördüncü çeyrekte ise yeniden yüzde 0,3 küçülmüştür. Bir yıl içerisindeki üçer aylık dönemlerden oluşan 4 çeyrekte bu denli dalgalanma yaşadığımız yıllar nadiren yaşanmıştır. 2022 yılında tarım sektörümüzün en iyi ve en kötü çeyrekleri arasındaki farkta sıra dışı büyüyen bir dalgalanma gözlenmiştir. Tarım sektöründe yılın en yüksek ve en düşük çeyrekleri arasında ortalama 4,7 kat fark olurken, 2022 yılında bu fark 5,3 kata yükselmiştir. Yani sezon farkı arasındaki dalgalanma boyu artmıştır. Özellikle küçülme ya da durgunluk döneminde yaşanan bu durum, düşük sezon değerinin ortalama altında seyretmesi ile gerçekleşmiştir. Oysaki yüksek sezon değerinin ortalama üstünde seyretmesi nispi olarak daha kabul edilebilir bir durumdur. Her zaman belirttiğim gibi tarım, kentimiz ve ülkemiz için hayati stratejik birinci sektördür. Bu tespiti her ortamda ve fırsatta yapmaktan bıkmadım. Tek istediğim, tarıma hak ettiği önemin, değerin ve itibarın gösterilmesidir. Bunu lafta değil politikalarda ve icraatlarda görmek istiyoruz."
2022 yılında tarımsal girdi fiyatlarının ortalama yüzde 116, tarımsal üretici fiyatlarının yüzde 131 ve Antalya meyve sebze fiyatlarının yüzde 119 arttığını belirten Çandır, “Antalya hallerinde yaşanan ortalama yıllık fiyatlar, tarımsal üretici fiyatlarının yüzde 11 altında kalmıştır. Girdi fiyatlarındaki artışa yakın bir düzeyde gerçekleşmiştir. Yani Antalya hallerindeki yıllık ortalama fiyat artışı, ülke ortalamasının oldukça altında kalmıştır” diye konuştu. Ülke genelinde tarımsal faaliyetlerindeki fiyat hareketliliğine bakıldığında son 7 yılın 3’ünde girdi fiyatlarının üretici fiyatlarının üzerinde gerçekleştiğini anlatan Çandır, “Üçünde ise üretici fiyatları, girdi fiyatlarından bir miktar yüksek gerçekleşmiştir. Ancak burada unutmamak gerekir ki, tarımsal faaliyette bulunanların tek maliyet kalemi girdilerden ibaret değildir. Toplam maliyetin yaklaşık üçte biri girdilerden oluşurken kalanı işçilik, kira, faiz gibi kalemlerden oluşmaktadır. Bu kalemlerdeki yükselişler ise girdi kalemlerinden daha az değildir. Yani toplam maliyet-gelir dengesinde, tarımsal faaliyette bulunanlar sürekli kayıplar yaşamaktadır” şeklinde konuştu.

“Sorunların çözümü için çalışıyoruz”
Antalya Ticaret Borsası olarak tarım sektörünün sorunlarına bilimsel ve gerçekçi temellere dayalı çözüm önerileri geliştirdiklerini ve ilgili kurumlarla paylaştıklarını kaydeden Başkan Ali Çandır, geçen yıl zirai karantina ücretlerine yapılan zammın düzeltilmesi için girişimde bulunduklarını, domates ihracatına getirilen yasağa karşı da Tarım Konseyinin paydaşlarıyla hemen toplanarak itirazda bulunduklarını anlattı. Çandır, yasak kararının tarımsal üretim ve ticaretine olumsuz yansımalarını rapor haline getirip karar vericilere sunduklarını anlattı. Çandır, “İhracat yasağının kaldırılmasına yönelik talebimizi açık ve net olarak ilettik. Kısa sürede gerçekleşen sonuç, tüm kentimizin birlikte hareket etmesinin bir sonucu olmuştur” dedi. Başkan Çandır, Tarım Konseyi paydaşlarına ve emeği geçen herkese teşekkür etti.

“Bulgaristan sınırında tır kuyrukları uzuyor”
Bulgaristan’dan geçişlerde Kapıkule Sınır Kapısı’nda Bulgaristan kaynaklı yaşanan laboratuvar sorununun yaş meyve sebze ihracatını olumsuz etkilediğini belirten Çandır, “Bu konuda kalıcı bir çözüm bekliyoruz. İhracatın yoğunlaştığı dönemlerde artan sevkiyatlara bağlı olarak yavaşlayan analiz sonuçları, tır kuyruklarının yeniden başlamasına ve sınırda bekleme süresinin uzamasına neden olmaktadır. 2022 Ağustos ayından itibaren devam etmekte olan bu durum, domates başta olmak üzere yaş sebze gibi çabuk bozulabilir ürünlerin ihracatında ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmamıza neden olmaktadır. Sorunun bir an önce kalıcı olarak çözülmesini ve ürünlerimizi sorunsuz ihracat etmeyi diliyoruz” ifadelerini kullandı.

“İhracatı yasaklamak ticareti geriletir”
Süt, krema, patates, kuru soğan, fasulye, tereyağı ve kırmızı mercimek için ihracat yasağının kaldırıldığını, bu ürünlerin ihracatı kayda bağlı mallar listesine alındığını ve ürünlerin ihracatına kontrollü izin verileceğini belirten Çandır, ihracat yasakları ve kısıtlamaların ticareti gerilettiğini söyledi. Çandır, “İç piyasada fiyatları düşürmek için ihracatı tümüyle yasaklamak ticaretimizi geriletir. Yasaklama kararlarıyla yıllarca emek verilerek kazanılan pazarlar ülke olarak bir günde elimizden gidiyor. Kaldı ki ihracat iç pazarda üreticinin sigortasıdır. İhracatı yasaklamak yerine üretimi artıracak destek ve teşvik edici politikalar geliştirmelidir. Karar vericilerin yasaklama kararı almadan önce sektör görüşlerine başvurmalarını ve daha dikkatli davranmalarını diliyoruz” diye konuştu.

“Deprem bölgesinde tarım alanları korunsun”
Mart 2023 tarihli deprem bölgesi raporunu hatırlatan Çandır, deprem bölgesinde tarım ve hayvancılıkla ilgili hasarın 24,5 milyar TL olduğuna dikkat çekti. Çandır, “Ülkemiz tarımın ekonomik anlamda yüzde 15’ini oluşturan bölgede yeni açılacak taş ocaklarının tarıma zarar vermemesi ile yıkılan şehirlerin yeniden tasarımında tarım alanları dışarıda kalmasını diliyoruz” dedi.

“Tarım alanları da çöpten korunsun”
“Orman Kanunu”nda yapılan değişiklikle, orman alanlarına hafriyat, çöp ya da atık gibi zararlı madde dökme suçunun orman suçu çerçevesine alındığına dikkat çeken Başkan Çandır, tarım alanlarına benzer zararlı madde dökme işinin de aynı çerçeveye alınmasını istedi. Başkan Çandır, ilgili kanunda, üretimden önce üreticilerin bakanlıktan izin alması, izinsiz olanlara ceza verilmesi, bakanlık tarafından belirlenen ürünler için sözleşme zorunluluğu getirilmesi, sözleşmelerde tarım sigortası zorunluluğu getirilmesi, tarımsal desteklemelerde Çiftçi Kayıt Sistemi yerine bakanlıkça belirlenen kayıt sistemi zorunluluğu getirilmesi, iki yıl üst üste ekilmeyen tarım arazisinin bakanlıkça kiraya verilmesi gibi düzenlemelerin getirildiğini hatırlattı. Çandır, şunları söyledi:
“Her şeyden önce belirtmeliyim ki, böyle bir kanunun en başına çerçeveli ve gerçekçi bir tarım envanteri çalışması zorunluluğu yazılmalıdır. İkinci olarak bu tür düzenlemeler aşamalar halinde ve makul bir süreye yayılarak gerçekleştirilmelidir. Üçüncü olarak üretim planlamaya uymamanın cezaya değil motivasyona ihtiyacı vardır. Yani kapsayıcı ve gerçekçi bir planlamaya uyum desteklenmeli, teşvik edilmeli veya özendirilmelidir. Dördüncü olarak düzenlemede çok yıllık ve tek yıllık ürünler ayrı değerlendirilmeli ve mevcut çok yıllık ürünler korunmalıdır. Beşinci konu, sözleşme şartlarına uymamanın şartları düzenlemede son derece net ve somut şekilde belirtilmelidir. Söz konusu kanunda burada özetle belirttiğim hususlar yer almamaktadır. Bu haliyle ciddi sorunlar oluşturma potansiyeline sahip bulunmaktadır. Kanunlar çıkarılmadan önce sektör paydaşlarıyla ciddi ve geniş planlı çalışmaların yapılması ülkemiz tarımı için daha faydalı olacağını düşünmekteyiz.”

Hasyurt Tarım Fuarı 26 Nisan’da başlıyor
Antalya’da tarımsal üretimin kalitesinin yükselmesi, üreticilerin bilgi, beceri ve ufkunun daha fazla gelişmesi için çalıştıklarını söyleyen Başkan Çandır, “Antalya Tarım Konseyimiz, yerel yönetimlerimiz ve oda borsalarımızla Türkiye’nin ilk tarım fuarı olma özelliğini taşıyan Hasyurt Tarım Fuarı’nı bu yıl 26’ncı kez 26-29 Nisan tarihlerinde Finike’de düzenleyeceğiz. Fuarımıza, sizleri, üyelerimizi ve tüm hemşehrilerimizi bekliyoruz” dedi.
Mecliste üyeler sektörleriyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Kaynak : İHA
Kaynak : İHA
Ekleme Tarihi : 2023.03.29 14:25:07
Son Düzenlenme Tarihi :





Gıda ve temiz su kıtlığı kapıda!

Dünyanın öncelikli problemleri arasında yer alan İklim Değişikliği ve Atık konusu, Alanya Üniversitesi’nde masaya yatırıldı. İklim krizi ve atık yönetimine dikkat çekilen seminerde, gıda ve temiz su kıtlığı uyarısı yapıldı, çözüm önerileri hakkında bilgiler verildi.

Antalya Çevre ve Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nden Çevre Mühendisi Dr. Nilgün Akbulut Çoban, Alanya Üniversitesi’nde, “İklim Değişikliği ve Sıfır Atık” konulu seminer düzenledi.  Küresel ısınma ve iklim krizinin zararlarına dikkat çeken Çoban, Türkiye’nin iklim krizine karşı gerçekleştirdiği çalışmalar hakkında da bilgiler aktardı.  

 

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ İKLİM KRİZİNE DÖNÜŞTÜ 

 

Küresel ısınma sorunun çok büyük bir sorun olduğuna vurgu yapan Dr. Nilgün Akbulut Çoban, "Biz şu an seçimimizi yapmalıyız. Küresel sorun uzakta değil, yakınımıza kadar gelmiş durumda. Biz kendi türümüzle birlikte bu dünyadaki, bu ekosistemdeki hiçbir türün yok olmasına izin vermemeliyiz. Buradaki ana tema, 'ben tek kişiyim hiçbir şey yapamam' diyerek bu kendimizi bu işten alıkoymamalıyız. Kendi türümüzle birlikte diğer türleri yok etmemeyi tercih etmeliyiz. Artık iklim değişikliğinin etkilerini uzakta değil, hemen mahallemizde yaşanan sel felaketinde görüyoruz. Ülkemizde pek çok felaketler oluyor. Alanya’da da oldu. Hortumlar yaşanıyor, Kumluca’da çok yeni sel felaketi yaşadık. Bu yaşadığımız afetlerin önüne geçmek gerekiyor. Biz hep 'küresel ısınma' diyoruz ama kavramlar bunun ötesine geçti. Bugüne kadar 'iklim değişikliği' olarak adlandırılan durum, 'iklim krizi’ olarak adlandırılmaya başlandı” ifadelerini kullandı.  

 

"ENERJİ VE TARIM SEKTÖRÜ KÜRESEL ISINMAYI TETİKLİYOR" 

 

Küresel ısınmanın neden oluştuğuna ilişkin teknik bilgiler aktaran Dr. Nilgün Akbulut Çoban, kentleşme ile birlikte atmosfere salınan sera gazlarının arttığına dikkat çekti. Atmosferdeki sera gazlarının küresel ısınmayı tetiklediğini dile getiren Dr. Çoban, "Güneşten yer küreye inen ışınların bir kısmının tekrar uzaya yansıması gerekiyor. Ama kentleşme ile birlikte, atmosferin etrafını saran gazlardan dolayı, yer küreden uzaya belli bir ışın yansıması gerçekleştirilemiyor. Bu durum da küresel ısınmayı beraberinde getiriyor. ‘Dünyamızın etrafını saran, sera etkisi yaratan gazlar neler’ diye sorduğumuzda, ilk başta karbondioksit geliyor. ‘Ülkemizin sera gazı envanteri nedir, iklimlerin dengesini bozan kirleticilerin oranı nedir’ diye baktığımızda, Türkiye İstatistik Kurumu’na göre, birinci bileşenin yüzde 70 oranla karbondioksit olduğunu görüyoruz. Bu karbondioksit salınımlarının yüzde 70’inin enerji sektöründen kaynaklandığını görüyoruz.  Tarım sektöründen kaynaklanan sera gazı salınımı ise ikinci sırada yer alıyor. Atıkların yönetiminde sera gazlarının oluşumunda etkili olduğunu görüyoruz. Ülkemizde sera gazlarının durumuna baktığımızda, kentleşme ve sanayileşme ile birlikte atmosfere verdiğimiz emisyonlar devam ediyor. Kişi başı ürettiğimiz sera gazı emisyonları artıyor” diye konuştu.  

 

 

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ EYLEM PLANINDA ANTALYA ÖNCÜ KENTLERDEN 

 

Çevre Mühendisi Dr. Nilgün Akbulut Çoban, tarım ve atık sektöründe sürdürülebilir yaklaşımların olması gerektiğine dikkat çekti.  Antalya’nın bu konuda çok çaba gösterdiğine dikkat çeken Çoban, Antalya’nın bu konuda öncü kentlerden biri olduğunu anlattı. "İlimiz Antalya, Türkiye’deki birçok ile göre, sürdürülebilir enerji ve iklim değişikliği eylem hazırlama konusunda öncü kentlerden. Sürdürülebilir İklim değişikliği eylem planı ilk olarak 2012 yılında Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından hazırlanmış ve en günceli 2022 yılı sonunda yapılmış durumda” ifadelerini kullanan Dr. Nilgün Akbulut Çoban, konuşmasına öyle devam etti: “Kentimizde sera etkisi yaratan gazlarda en fazla etkinin bina sektörü olduğunu görüyoruz. Binaların ısıtılması, soğultulması ve aydınlatılması gibi alt faktörler var. İkinci sırada ulaşım, bunu atıkların yönetimi takip ediyor.  Atık yönetiminde iklim değişikliğine sebep olan katı atık bertarafın iklim değişikliğine yüzde 70 oranda olumsuz etki yarattığını görüyoruz. Dolayısıyla ürettiğimiz bu atıkların akıllı bir şekilde sürdürülebilir yaklaşımlarla kontrol edilmesi gerekiyor ki iklim krizi ile mücadele edebilelim. İlk etapta çevre problemi olarak görülen durum, şu anda çevre probleminin ötesine gitti”  

 

"GIDA VE TEMİZ SU KITLIĞI YAŞANABİLİR” 

 

Olası bir iklim değişikliğinden dolayı Akdeniz havzasının olumsuz etkileneceğini söyleyen Çevre Mühendisi Dr. Nilgün Akbulut Çoban, tarım ve turizm sektöründe yaşanabilecek su krizine dikkat çekti. Dr. Çoban, "Akdeniz havzası, iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek bölge. Bulunduğumuz kent de maalesef etkilerden en fazla etkilenecek illerden. Özellikle bir çeşitlilik bağlamında Özellikle biyo çeşitlilik bağlamında Adana’dan sonra en fazla endemik türün olduğu kentte yaşıyoruz. Attığımız adımlar, verdiğimiz kararların yönetimi sağlayacak şekilde olması gerekiyor. Sıcak bir kentte yaşıyoruz. Dolayısıyla kuraklık ve orman yangınları gibi sorunlara yol açabilecek bir durumdayız. Tarım, turizm iklim değişikliğinden olumsuz etkilenecek. Gıda ve temiz su kıtlığı kenti etkileyebilir. İklim değişikliği ile ilgili ilk adımlar, 1972 yılında Stockholm Konferansı ile başladı. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sözleşmesi bu anlamda kilit rol oynuyor. Biz de ilk defa 2004 yılında BM İklim Değişikliği Protokolüne dahil olduk. 2009 yılında da Kyoto Protokolü’ne dahil olduk.  İklim değişikliği ile ilgili adımlarımız 2021 yılında Paris İklim Anlaşmasına dahil olduk. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız yeni pozisyonunu almış oldu. Uluslararası sözleşmelerde ülkemizin ayrı bir yeri var. Gelişmiş ve Gelişmekte olan ülkelere göre yapılan politika ve finansmanlardan ülkemizin BM ayrıcalıklı durumumuz var.  AB, 2030 yılına kadar karbon salınımını azaltmayı planlıyor. 2050 yılına geldiğinde sıfır karbon dönemine geçmeyi vadediyor. Kendi üye devletlerle ve ithalat ve ihracatta sınır ve düzenlemeler gelecek. AB ile ithalat ve ihracat olan bir ülkedeyiz. Buna göre çalışmalarımız devam ediyor. AB yeşil mutabakat eylem planı hazırlandıktan sonra bakanlığımız da hazırlanan mutabakata uyumlu mutabakatlar hazırlandı” ifadelerini kullandı. 

 

"2050 YILINDA DÜNYA BİZE YETMEYECEK" 

 

  

Antalya Çevre ve Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nden Çevre Mühendisi Dr. Nilgün Akbulut Çoban, kişi başı üretilen atık miktarları hakkında bilgiler aktardı. Atıkları yönetmenin çok önemli olduğunu söyleyen Çoban; “Atıkları yönetmek çok önemli. Kişi başı üretim miktarı arıtıyor. Bu tüketim alışkanlığı ile devam edersek maalesef 2050 yılına geldiğinde bu dünyamız bize yetmemeye başlayacak. İki tane daha böyle bir dünyaya ihtiyacımız olacak. Çok tüketeceğiz.  Maalesef çok fazla tüketim demek, çok fazla atık çok fazla emisyon demek. Bu da tüm dengelerin bozulması demektir. BM İnsani Gelişmiş İndeks Raporu’na göre; insanoğlu dünyaya geldiğinden beri ilk kez, dünyadaki tüm canlıların toplam ağırlığından fazla atık üretmeye başladı. Bu da gezegenimizde baskı yaratmaya başladı. Bizim ülkemiz bu konuda gelişmeye devam eden bir ülke. OECD ülkeleri arasında hem ekonomik gelişim hem de sera gazı emisyonu en fazla artan ülkelerden bir tanesi. Ülkemizde atıklar her geçen gün artıyor. Bu tüketim alışkanlıklarıyla gidersek, kentler için ayrılan düzenli atık depolama sahaları daha hızlı bir şekilde yaşam ömrünü tamamlayacak. O yetmediği için yeni düzenli depolama sahası açmak zorunda kalacağız. Bu da yeni bir ormanın, yeşil alanın yok olması demek. Bunun önüne geçmek gerekiyor. Bunu da atıkların geri dönüşümünü sağlıklı yaparak gerçekleştirebiliriz” dedi.  

 


Kaynak : Haber Merkezi
Ekleme Tarihi : 2023.03.30 12:38:43
Son Düzenlenme Tarihi :