SON DAKİKA

logo

Başkan Uysal’dan çağrı “Maske kullanalım”

Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal, Muratpaşa’nın gerek nüfus yoğunluğu gerekse hastaneler ve diğer kamu kurum kuruluşlarıyla Antalya’nın etkileşim alanı olduğuna dikkat çekerek “Evde kal” çağrısını yineledi “Ama dışarı çıkmak zorundaysak maske takalım. Sen beni koru ben seni koruyayım” dedi.

Başkan Uysal, Sağlık Bakanlığı’nın korona virüs salgını dolayısıyla illerdeki vaka ve vefat sayılarını ilk kez açıklamasının ardından belediyede oluşturulan kriz masasıyla durum değerlendirmesinde bulundu.

Dünyada korona virüs salgınına ilişkin gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirten Başkan Uysal, “Gördüğümüz o ki, insanların sokağa çıkmadığı, el hijyenine çok dikkat ettiği, sosyal mesafenin korunduğu ama dışarı çıkmak zorunda ise muhakkak maskeyle çıkıldığı birtakım ülkeler başarılı oluyorlar” diye konuştu. Çekya, Slovakya, Danimarka gibi ülkelerin şu an için virüsle mücadelede ön plana çıktığını dile getiren Başkan Uysal, Uzakdoğu ve Asya’da da Güney Kore ve Hong Kong’un ön plana çıktığını belirtti.

Salgının yayılmasını önlemede evden çıkmanın, sosyal mesafenin korunmasının ve el hijyenine dikkatin birinci derecede önemli olduğunun altını çizen Başkan Uysal, şunları söyledi:

“Buna ilaveten sokağa çıkacaksak, özellikle Muratpaşa’mız gibi yoğun nüfusa sahip yerlerde bulunacaksak, maske ile çıkalım. Maskeliyken dahi sosyal mesafe ve hijyenden ödün vermeyelim. Sizde maske var bende maske var ikimizin de damlacıkları birbirine ulaşmayacak hatta yere de ulaşmayacak. Dünyada bunu yapanların başarılı olduğunu gözlemliyoruz. O nedenle biz bütün komşularımıza diyoruz ki, ‘Sokağa çıkmıyoruz, el hijyenimize ve sosyal mesafemize çok dikkat ediyoruz ve mecbursak, ille de sokağa çıkıyorsak muhakkak maske takıyoruz. Hepimiz.’ Ben seni koruyayım sen beni koru. İkimizde maske takarsak hiçbir sorun yok böyle düşünüyoruz.”

Muratpaşa’nın 510 bini aşkın nüfusuyla Antalya’nın nüfusu yoğunluğu en yüksek ilçesi olduğunu, hastaneler ve diğer kamu kurum kuruluşlarıyla insan hareketliliğinin merkezi olduğuna dikkat çekerek açıklamalarını sürdüren Başkan Uysal, “Yabancı misafirlerimizi de düşündüğümüzde etkileşimin çok yüksek olduğunu ifade etmek durumundayız. Burada birbirimizi olumsuz etkilememiz lazım. Bunun da en etkili yolunun maske kullanımı olduğunun altını tekrar çiziyoruz. En güvenli yol bizce bu. Dünyadaki örnekler de zaten bize bunu gösteriyor” diye konuştu.

Başkan Uysal, ayrıca, Muratpaşa’nın ana ulaşım aksları başta olmak üzere, Atatürk Kent Meydanı, Falez Lara sahil bandı gibi salgın öncesi Antalyalıların bir araya geldiği noktaların dronela çekilen görüntülerini de canlı izledi. 


Kaynak : Haber Merkezi
Ekleme Tarihi : 2020.04.02 16:02:38
Son Düzenlenme Tarihi :

Yorum Yap






Klima almadan önce bunlara dikkat edin

Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte klima talebinde sıçrama bekleniyor. Tüketicilerin klima satın almadan önce önemli püf noktalara dikkat etmeleri gerektiğine dikkat çeken Baymak Akademi Direktörü Mustafa Bozkurt, “Günümüzde piyasada çok farklı özelliklere sahip klimalar bulunuyor. Doğru klimaya karar verebilmek için kullanılacak yerin özelliklerine uygun bir seçim yapmanın yanı sıra; enerji verimliliği yüksek, hava kalitesini artıran, çok fonksiyonlu ürünler tercih edilmeli. Ayrıca seçilecek markanın yaygın bayi ve yetkili servis ağı ile 7/24 çalışan bir müşteri hizmetleri ekibi olmasına da dikkat edilmeli” diyor.

Yaşam kalitesini artıran klimalar, artık hayatın vazgeçilmezleri arasına girdi. Havaların ısınmasıyla, klimalara olan talebin artması bekleniyor. Klimaların uzun ömürlü olması, beklentileri karşılaması, bütçe dostu olması ve sorunsuz çalışması büyük önem taşıyor. Piyasada farklı özelliklere sahip yerli ve yabancı çok sayıda klima modeli olması, tüketicilerin seçimini de zorlaştırıyor. Özellikle üretim maliyetleri ve enerji fiyatlarındaki artışla birlikte klima fiyatlarının da artması tüketicilerin en doğru tercihi yapmasını çok daha önemli hale getiriyor. 

Baymak Akademi Direktörü Mustafa Bozkurt, “Doğru klima tercihi ve klimaların doğru kullanımıyla konforlu yaşam alanlarına sahip olmak mümkün. Bunu sağlamak adına hem sağlığınızı hem de bütçenizi korumak için tercihler çok büyük önem taşıyor. Nasıl bir klimaya ihtiyaç olduğu, mekânın özelliklerini dikkate alarak belirlenmeli” diyor. 

Elektrik tasarrufu için dikkat edilmesi gereken noktalar
Bozkurt, klima seçiminde dikkat edilmesi gereken ilk konunun cihazın verimi, enerji tüketim sınıfı ve montajı yapılacak alanın ısıtma ve soğutma ihtiyacına uygunluğu olduğunu belirtiyor. “Hem verimlilik hem de enerji tasarrufu için en az A+ ve üzeri enerji sınıfındaki inverter özellikli SEER ve SCOP değerleri yüksek cihazlar tercih edilmelidir” diyen Bozkurt, önerilerini şöyle sürdürüyor: “Klimaların enerji etiketlerinde belirtilen SEER yani mevsimsel enerji verimliliği oranı değeri ve SCOP mevsimsel performans katsayısı cihazın sahip olduğu enerji verimliliğini seviyesini gösterir. SEER ve SCOP değerleri ne kadar yüksek olursa ünite o kadar verimli çalışır ve elektrik tüketimi de düşük olur.” Özellikle soğutma modunda kullanılan ECO modu özelliğine sahip klimaların tercih edilmesinin elektrik sarfiyatını azaltacağına işaret eden Bozkurt “Klima kullanımında gerek sağlığımız gerekse düşük elektrik sarfiyatı için kullanılmasını tavsiye ettiğimiz oda sıcaklıkları; yazın 24-26 derece santigrat kışın 21-23 derece santigrat olmalı. Sıcaklık farkından kaynaklanan sağlık problemleri yaşanmaması adına; iklimlendirme yapılan alanlarda, ani sıcaklık değişiklikleri yapılmasını tavsiye etmiyoruz. Dış hava sıcaklığı ve iç ortam sıcaklığı arasında 6-8 derecelik bir fark olmasına dikkat edilmesini öneriyoruz. Örneğin dışarısı 30 dereceyken ev sıcaklığı 24 derece olmalı” değerlendirmesinde bulunuyor.

UV teknolojisi havanın temizlenmesine destek oluyor
Bahar aylarıyla birlikte alerjik tepkilerin yaygınlaşması, hava kalitesinin önemini daha da iyi kavramamızı sağlıyor. Bozkurt, yeni nesil Baymak Elegant Plus UV klimaların, ultraviyole teknolojisiyle; virüs, mantar ve bakterilerden büyük oranda koruyarak havanın temizlenmesine yardımcı olduğunu ifade ediyor.



Tercih edilecek klimanın fiyatına montajın dahil olmasının önemli kriterlerden bir diğeri olduğuna işaret eden Bozkurt, klima kumandasının oda termostatı olarak da kullanılabilmesi, favori ayarlara tek tuşla ulaşılabilmesi, klimanın otomatik devreye girme, kendi kendini temizleme, zaman programı yapabilme, sessiz çalışma (silence) özelliğine sahip olmasının yanı sıra; nem alma, ECO modu, Wi-Fi ile uzaktan kontrol gibi özelliklerin de tüketicilerin tercihinde etkili olması gerektiğini belirtiyor. 

Çevre için R32 gazı, sessizlik için düşük desibel seviyesi önemli
Öte yandan klimanın içinde kullanılan soğutucu akışkanın türü hem verimlilik hem de çevre duyarlılığı açısından önemli bir fark yaratabiliyor. Küresel ısınmayla birlikte alternatif akışkan arayışlarının başladığını ve çevre duyarlılığına sahip bilinçli tüketicilerin R32 soğutucu akışkan kullanılan klimaları tercih etmesinin faydalı olacağını ifade eden Bozkurt, gürültü seviyesinin de önemine dikkat çekiyor. “Klimanızın ne kadar gürültülü olduğu; marka modeli ile yaşı, türü ve bulunduğu şartlara göre değişkenlik gösterebilir” diyen Bozkurt, konfor isteyenlere desibel değeri düşük ve sessiz çalışma (silence) moduna sahip klimaların tercih edilmesini öneriyor. 

Garanti süresi kadar kapsamı da önemli
Bozkurt, “Klima satın alırken bir diğer önemli husus da garanti süresi. Düşük garanti süresi yerine daha uzun garanti verilen cihazlar tercih edilmeli ve bu garantinin tüm ürünü koşulsuz olarak kapsadığına dikkat edilmeli” uyarısında bulunuyor.

Bozkurt “Satın alınacak markanın bölgedeki yaygınlığı da ayrıca dikkat edilmesi gereken konular arasında yer alıyor. Satın alınacak markanın bulunulan bölgede yaygın bayi ve yetkili servis ağı, hızlı montaj ve servis hizmeti sağlayabilme kapasitesi,  7/24 çağrı merkezi ve yüksek müşteri memnuniyeti oranın olması da dikkate alınmalı” diyor.


-BAYMAK BSN.

Kaynak : Haber Merkezi
Ekleme Tarihi : 2023.04.20 11:08:00
Son Düzenlenme Tarihi :





Bin 500 yıl önce depremle birlikte denizin yuttuğu şehir tekne turlarının merkezi oldu

Akdeniz’de 6. yüzyılda yaşanan iki büyük deprem sonrası sulara gömülen Kekova Bölgesi-Batık Şehir-her yıl yüzlerce yerli yabancı turistin uğrak yeri oluyor. Neredeyse bir uygarlığı sonlandıran bu büyük felaket sonrası sahil kesimleri su altında kalan şehrin üzerinden bugün tekneler geçiyor. Bölgen..

Akdeniz’de 6. yüzyılda yaşanan iki büyük deprem sonrası sulara gömülen Kekova Bölgesi-Batık Şehir-her yıl yüzlerce yerli yabancı turistin uğrak yeri oluyor. Neredeyse bir uygarlığı sonlandıran bu büyük felaket sonrası sahil kesimleri su altında kalan şehrin üzerinden bugün tekneler geçiyor. Bölgenin tarihi konusunda bilgiler paylaşan Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Çevik, “O dönemden sonra hayatın azaldığını, uygarlığın önceki gibi ilerlemediğini ve neredeyse terk edildiğini arkeolojik verilerden ve Sionlu Nikolaos’un Vitası’ndan anlayabiliyoruz” dedi.

Her ne kadar M.S. 141’deki gibi büyük depremler olduysa da sonrasında kentlerin onarılıp hayatın devam ettiği biliniyor. Ancak özellikle 529 ve 540 yıllarında yaşanan büyük depremler sonucu Demre ilçesi Kekova Yarımadası’nı da içeren Orta Likya’daki büyük bir bölge sular altında kaldı. Depremler sonrası oluşan tsunami ve salgın hastalıklar bölgede yaşayan uygarlığı neredeyse yok etti. Batık Şehir adı verilen bölge bugün yerli yabancı turistlerin akınına uğruyor. Karadan ulaşımın olmadığı bölgeye turlar düzenlenip tekneler şehrin üzerinden geçiyor. Denizin altında kalan şehrin yapıları ise gözle görülüyor ve turistler o anları fotoğraflıyor.

"Plakalar denize doğru 2 metreden fazla kayarak bütün bölgedeki kentleri içine gömülmesine sebep olmuş"
Antalya’nın Demre ilçesinde sürdürülen Myra - Andriake Kazıları Başkanlığını yapan Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Prof. Dr. Nevzat Çevik, tarihi olayın yaşandığı bölge hakkında bilgiler paylaştı. Kekova’daki yerleşimlerin batmadan önce üzerinde yoğun yaşamın olduğu bir bölge olduğunu kaydeden Prof. Dr. Çevik, 529 ile 540 yıllarında yaşanan büyük depremler ve sonrasında yaşanan tsunami ile salgın hastalıklarla neredeyse 200 yıl boyunca bölgenin sessizliğe büründüğünü söyledi. Çevik, “Sadece Kekova bölgesi değil, Andriake, Finike, Kaş çevresinde bütün bölge batmış. Bu batığın da en erken ne zaman olabileceğine dair fikirlerimiz var. Batık kentlerin sulara gömülmüş yapılarının tarihleri felaket için bir alt tarih sınırı veriyor. Kapağına dek sulara batmış lahit ya da Andriake Limanı’nın tamamı batmış rıhtım caddesinde lentosuna kadar sulara gömülmüş yapılar bölgenin battığını gösteriyor. 6. yüzyıldaki büyük depremlerde, plakalar denize doğru 2 metreden fazla kayarak bütün bölgedeki kentlerin sulara gömülmesine sebep olmuş. Bundan sonra o kentlerin sahil kısımlarındaki hayatın bittiğini özellikle denize yakın limana ya da sivil yerleşime ilişkin konut gibi diğer yapıların sulara gömülmüş olmasından anlıyoruz. Üst kısımlarına Hristiyanlık döneminde hayatın devam ettiğini görüyoruz ancak klasik ve Helenistik Çağ ile Roma’nın bir kısmında o kentlerin sahil kısmı kullanılıyordu, özellikle Simena, Teimiussa, Aperlai ve Kekova Adası ve çevrelerindeki yapıların sahile yakın olanları tamamen sular altında kaldı. Bugün tekne gezginlerinin gördüğü yarısı sular altında kalmış basamaklar ve yapılar bu batışın sonucudur” dedi.

"Dönemin Akdeniz’deki en büyük limanı da işlevini yitirdi"
Oluşan tablo sonrası batık ve dolgularla beraber Akdeniz’in en büyük antik limanı Andriake’nin de işlevini kaybettiğini aktaran Çevik, “Andriake’deki kazılarda MS 7. Yüzyıl sonrasına ilişkin buluntu ele geçmemesi bu nedenledir. Kekova’da çok sayıda liman ve sığınaklar var. Özellikle Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde yoğun bir deniz trafiği var. Andriake antik Akdeniz’in en büyük limanlarından biri olduğu için orada çok büyük bir uluslararası gemi trafiği yaşanıyordu. Liman işlevini yitirince bu kullanım çok azaldı. Bunun temel nedeni depremler. Binlerce deprem oluyor. Özellikle Fethiye – Burdur hattında ana bir hat var. O hattaki büyük depremler de Likya’yı etkilemiş. Akdeniz içindeki büyük depremler de bütün bu kentlerin etkilenmesine yol açmış. Depremler sonrası tsunami ve salgınlar gibi etkenler de oradaki uygarlığı, kültürü ve yerleşim popülasyonunu derinden etkiliyor ve hayatı değiştiriyor. O dönemden sonra hayatın azaldığını, uygarlığın önceki gibi ilerlemediğini ve yerleşimlerin terk edildiğini arkeolojik verilerden de görebiliyoruz. Bu oluşumlar şimdi muhteşem görüntüler oluşturan pitoresklere dönüşmüş durumda. Doğanın ve kültürel kalıntıların terkediliş sonrası oluşturduğu doğal sarmal eşsiz bir kültürel peyzaj oluşturmuş durumdadır. Bu nedenle Kekova sadece en berrak denizi ve Dalmaçya tipi etkileyici doğası ile değil su altında kalmış kalıntıları ile de akıl almaz bir görsellik oluşturuyor” ifadelerini kullandı.
Kaynak : İHA
Ekleme Tarihi : 2023.09.04 14:31:53
Son Düzenlenme Tarihi :