SON DAKİKA
header-ad

Antalya İKK: Sosyal Konuta Değil Plansızlığa Karşıyız

Antalya İl Koordinasyon Kurulu, Çakırlar’da planlanan toplu konut projesi ile Çandır Çayı üzerindeki kum-çakıl alım faaliyetlerine ilişkin sert bir açıklama yaparak, iki sürecin birbirinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini savundu. Kurul, söz konusu projelerin Antalya’nın su kaynakları, taşkın güvenliği, kıyı dengesi ve planlama bütünlüğü açısından ciddi riskler taşıdığını belirtti.

“Sosyal konuta değil, plansızlığa karşıyız”

TMMOB çatısı altındaki meslek odaları adına yapılan açıklamada, sosyal konut üretimine karşı olunmadığı vurgulanırken, itirazın bilimsel ve teknik kriterlerin göz ardı edilmesine yönelik olduğu ifade edildi.

Açıklamada, Çakırlar bölgesinde planlanan TOKİ projesinin ilk etapta 56,3 hektarlık alanda 206 blok, 4 bin 574 konut, 61 ticari birim, iki okul ve bir camiden oluştuğu, ancak üst ölçekli plan değişiklikleriyle alanın yaklaşık 238 hektara çıkarıldığı belirtildi.

Bu büyüklükteki bir projenin bölgeye 30 ila 40 bin kişilik ek nüfus getireceği kaydedilen açıklamada, ulaşım, altyapı, enerji, içme suyu ve sosyal donatı ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağına ilişkin yeterli planlama yapılmadığı öne sürüldü.

Taşkın ve içme suyu uyarısı

Kurul, resmi kurum görüşlerinde proje alanının bir bölümünün Çandır Çayı’nın taşkın etki alanı içerisinde kaldığının belirtildiğini hatırlatarak, dere ıslahı tamamlanmadan yapılaşmaya başlanmaması gerektiğine dikkat çekti.

Ayrıca bölgenin II. derece içme suyu koruma alanında bulunduğu ve içme suyu kuyularının beslenim havzası içerisinde yer aldığı vurgulanırken, IRAP 2021 verilerine göre alanın önemli kısmının taşkın riski altında olduğu ifade edildi. Zemin ve temel etütleri tamamlanmadan ihale ve yapım sürecinin başlatılmasının da ciddi bir mühendislik eksikliği olduğu savunuldu.

“Kum-çakıl alımı kıyı erozyonunu artırabilir”

Açıklamada, Çandır Çayı üzerinde planlanan kum ve çakıl alım faaliyetlerinin de TOKİ projesinden bağımsız düşünülemeyeceği belirtildi.

DSİ’ye ait tersip bentlerinin memba kısmında bulunan yaklaşık 57 bin metrekarelik iki sahada toplam 266 bin metreküpü aşan malzemenin bulunduğunun ifade edildiği açıklamada, bu malzemenin “temizlik” veya “rusubat alma” gerekçesiyle sahadan uzaklaştırılmasının kıyı dengesi üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceği dile getirildi.

Meslek odaları, bilimsel çalışmaların Konyaaltı Sahili’nin sediment kaynağının Boğaçay havzası olduğunu ortaya koyduğunu belirterek, havzada yapılacak müdahalelerin kıyı erozyonunu hızlandırabileceği ve Konyaaltı Sahili’nde daralmaya yol açabileceği uyarısında bulundu.

Ruhsat tartışması

Açıklamada ayrıca, 3213 sayılı Maden Kanunu’na dayalı Maden Yönetmeliği’nin ilgili hükümlerine dikkat çekilerek, kamu projeleri kapsamında çıkarılan malzemenin yalnızca ilgili projede kullanılabileceği, ticari amaçla değerlendirilebilmesi için ruhsat alınmasının zorunlu olduğu ifade edildi.

Bu nedenle Çandır Çayı’nda yürütülen süreçte ruhsatlandırma yapılmasının, faaliyetin yalnızca dere temizliği değil aynı zamanda ekonomik bir faaliyet niteliği taşıdığı yönünde soru işaretleri doğurduğu belirtildi.

Kurul ayrıca, Antalya Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı bünyesinde kurulan AYDAŞ Turizm Tanıtım ve Ticaret Limited Şirketi’ne Çandır Çayı bölgesinde yaklaşık 50 bin metrekarelik alanda ruhsat düzenlendiği yönündeki iddiaların açıklığa kavuşturulmasını istedi.

“Koruma alanlarında kum-çakıl alımı yasak”

Açıklamada, 2009 yılında yayımlanan Antalya Boğaçay Kaynağı İçme Suyu Kuyuları Koruma Alanı İlanı’na atıf yapılarak, mutlak koruma alanları ile I. ve II. derece koruma alanlarında kum ve çakıl temininin açık şekilde yasaklandığı hatırlatıldı.

Bu nedenle koruma alanı içerisinde ruhsat verilmesi veya alanın stok sahası olarak kullanılmasının kabul edilemeyeceği belirtilirken, bunun kamu yararı ve içme suyu güvenliği açısından ciddi sakıncalar doğuracağı savunuldu.

Mahkemeden yürütmeyi durdurma kararı

Antalya İl Koordinasyon Kurulu, meslek odalarının açtığı dava kapsamında TOKİ projesine ilişkin ÇED süreci hakkında Antalya 2. İdare Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararı verdiğini de açıkladı.

Mahkemenin, gerekli ÇED süreci işletilmeden verilen “ÇED olumlu” kararını hukuka aykırı bulduğu belirtilen açıklamada, projenin uygulanması halinde telafisi güç zararlar doğabileceğinin vurgulandığı kaydedildi.

“Sürecin takipçisi olacağız”

Açıklamanın sonunda, Çakırlar’daki toplu konut projesi ile Çandır Çayı üzerindeki faaliyetlerin havza ölçeğinde ve kümülatif etkileriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.

Meslek odaları, taşkın güvenliği sağlanmadan, içme suyu kaynakları korunmadan ve bilimsel planlama gerekçeleri ortaya konulmadan projelerin ilerletilmesine karşı olduklarını belirterek, hukuki ve idari tüm süreçlerin takipçisi olacaklarını duyurdu.



Kaynak : Haber Merkezi
Ekleme Tarihi : 2026.06.08 15:39:01
Son Düzenlenme Tarihi :

Yorum Yap






Çetin, gazetecilerle biraraya geldi

CHP’den Muratpaşa Belediye Başkan aday adayı olan Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Davut Çetin gazetecilerle biraraya geldi.

“7,5 sene başkanlık yaptım, hiç bir yere aday olmadım. Bu konuda verdiğim sözü tuttum” diyen CHP Muratpaşa Belediye Başkan aday adayı Davut Çetin, “Eğer bugün o  koltukta ( ATSO) oturuyor olsaydım, o  koltuktan aldığım güçle buraya aday olmazdım” derken, “Arkadaşlarım ve değişik kesimlerden gelen telkinlerle Muratpaşa Belediyesi Başkan aday adaylığına başvurumu yaptım” dedi.
“Doğduğum günden bu yana hep Muratpaşa’da yaşadım” diyen CHP Muratpaşa Belediye Başkan aday adayı Davut Çetin şöyle devam etti:
“Yerel yönetimler çok güçlü olmalı. Maalesef merkezi bütçenin verdiği paralarla yerel yönetimlerde bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.  Bu tamamen yanlış. Bugün bu şehir gereken katkıyı alamıyor. Biz şehirde 2 milyon 650 bin kişi yaşıyoruz. Yabancı konuklar 300 milyon geceleme yapıyor. Antalya bu 300 milyon gecelemenin karşılığını alamıyor. 500 milyon lira para Antalya yerine genel bütçeye gidiyor. Eğer bu para yerel yönetimlere gelseydi, bugün bu şehirde bazı şeyleri konuşmuyor olacaktık.”
            * Erkin ÖZGÜNSÜR

Kaynak : Haber Merkezi
Ekleme Tarihi : 2023.12.13 08:10:45
Son Düzenlenme Tarihi :





Antalya İl Başkanı Düzen’den “Emekli maaşı ve uyuşturucu” eleştirisi

Saadet Partisi Antalya İl Başkanı Ramazan Düzen, gündeme dair açıklamalarda bulundu. Düzen, “Ülkemizde ve Antalya’da değişmeyen bir gündem var. 7’den 77’ye herkes için öncelikli ve önemli, sosyal hayattan kültürel hayata, iç siyasetten uluslararası ilişkilere kadar hayatın her alanını etkileyen bir gündemi ekonomidir” dedi
Gündemdeki son gelişmeleri değerlendiren Düzen, Ülkemizde ve Antalya’mızda değişmeyen bir gündem var. 7’den 77’ye herkes için öncelikli ve önemli, sosyal hayattan kültürel hayata, iç siyasetten uluslararası ilişkilere kadar hayatın her alanını etkileyen bir gündemi ekonomi olduğunu açıklayarak; “Her nedense dizginlenemeyen veya dizginlenmesi istenmeyen enflasyon; sürekli artan hayat pahalılığı; sonuç, birbiri ardına gelen zamlar…
Durum böyle olunca; çarşıda-pazarda, evlerde, iş yerlerinde insanımızın sürekli olarak konuştuğu konular işte bu hayat pahalılığının ötesine bir türlü geçemiyor. Geçim derdine düşen vatandaş, başka hangi konuları konuşsun ki…  
İktidar da, muhtemelen ülkenin karşı karşıya bulunduğu halkımızın diğer hayati problemlerinin tartışılmasını engellemek için, insanımızı böyle bir geçim badiresinin içerisine bilinçli şekilde sürüklemiş gibi görünmektedir.
Peki, iktidar ve yönetim omuzlarına aldıkları bu ağır sorumluluğun farkında mıdır? Buna olumlu  cevap vermeyi herkes arzu ederdi, ancak maalesef bu mümkün değil.
Böyle bir sorumluluğun farkında olsalardı, milyonlarca emekli “7 bin 500 lira maaşla geçinebilir” diye akıl almaz bir anlayışa sahip olmazlardı!
Yine böyle bir sorumluluğun farkında olsalardı, 2-3 ay emeklilerimizi oyalayıp, sonra da şimdi “işin farkındayız”,  “bunu düzelteceğiz”, “bu hoş olmamış” söylemleriyle 2024 yılını işaret edip yaşlı, güçsüz, çalışma gücünü yitirmiş geniş bir emekli kesimin sefaletinden “mahalli seçimlerde oy devşirme” gayreti içinde olmazlardı!” dedi.
Düzen, Emeklilerini 7 bin 500 liraya mahkum etmek devletimize, ülkemize yakışıyor mu? diye İktidarı eleştirdi. 
Düzen, açıklamasını  şu ifadelerle noktaladı: “İktidarın bu tavrı ciddiyetten, samimiyetten, insaftan oldukça uzak bir tavırdır. İktidar bu durumu düzeltene kadar, yüzbinlerce insan ne acılar çekecek; ailesine, evladına, torununa küçük bir hediye bile alamamanın ne hazin duygularını yaşayacaktır, bunlar biliniyor mu? 
Temmuz ayında iktidarın, ekonomi yönetiminin aklı neredeydi? Sonra, neden hala beklenmektedir? En önemlisi, hatayı, haksızlığı, zulmü en kısa zamanda düzeltmek varken, beklenen şey nedir?    Tüm ısrarlara rağmen TBMM’nin devreye girmesi için neden 1 Ekim beklenmektedir?
1 Ekim’de devlet bütçesine sürpriz bir para gelecek de o mu beklenmektedir?
Hani “Alın teri kurumadan emeğin hakkını verin.” ilkesi? Sevgili Peygamberimiz (sav) böyle buyurmuyor mu? İktidara destek veren muhafazakar ve dindar kesim bu konularda neden sessiz kalmayı tercih ediyor?
Bu bir hak değil midir? Yüz binlerce emeklimizin yıllarca döktüğü alın terinin karşılığını vermek için hem de oy amacıyla aylarca bekletmek de neyin nesidir?
Cumhuriyetimizin 100. yılında, iktidarın o çok sevdiği sloganla, “Türkiye Yüzyılı”nda; emeklilerini 7 bin 500 lirayla yaşamaya mahkum eden bu politika, bu sessizlik, duymazlıktan gelmek  devletimize, ülkemize yakışıyor mu Allah aşkına?
Yine soruyorum, vatandaşlarımızın %90’ından fazlasını yoksulluk sınırının altında bir gelirle yaşamaya mahkum etmek gerçekten yakışıyor mu?
Gençlerini işsizliğe, emeklilerini ve çalışanlarını yoksulluğa, esnafını, çiftçisini borca mahkum etmek doğru bir şey mi?
Tarımda her geçen gün daha çok dışa bağımlı hale gelmek, binlerce yıllık devlet tecrübesine sahip ülkemize yakışıyor mu?
Eğitimde ve sağlıkta gün be gün kalite kaybı yaşamak, umutsuzluk içine sürüklenmek  “Türkiye Yüzyılı” söylemleriyle çelişmiyor mu, Allah aşkına?
“İtibardan tasarruf olmaz.” anlayışını benimseyen bir iktidarın, vatandaşlarının “İnsanca Yaşam” standartlarından tasarruf etmeye çalışması, böylece vatandaşının itibarını düşünmemesi, hatta düşürmesi büyük bir çelişki değil midir? Bütün bu belirttiğimiz hususlar “Hikmet-i Hükümet” ile bağdaşır mı? 
Hayat pahalılığına, fahiş fiyat uygulayanların sebep olduğunu iddia eden bir iktidar, yine kendisinin vergi ve harçlarda fahiş artışlara gitmesi hangi mantıkla nasıl açıklanabilir ki?
İktidar, bir yandan millete kemer sıktırırken; diğer yandan kendisi kemer gevşetmeye devam ediyor. Çünkü, obez hale gelmiş bir insan gibi, iktidar da obezleşince başka türlü olmayacağını  herkes bilir.
İktidarın ahlak anlayışı, bilgisi ve söylemleri ile tutum ve davranışları arasında bir uyumsuzluk vardır. Sanki farklı merkezlerden komut alan iki organ arasındaki uyuşmazlık gibi. 
GENÇLERİMİZ BATAKLIĞA ÇEKİLİYOR
Sözün burasında akıllara ilk gelen konu nedir? Gençlerimizi bataklığa çeken, anne-babaları da perişan eden uyuşturucu illeti!
Maalesef son yıllarda bu konu, gençliğimizi tehdit eden en önemli konu haline gelmiştir.
Uyuşturucu madde kullanım yaşı lise, hatta ortaokul seviyelerine kadar inmiştir. Artık sadece birkaç muhitte değil, ülkemizin 81 ilinde, her mahalle ve sokakta yaygın hale gelmiş bulunmaktadır.
Bu işin şakası yok, ihmale gelecek tarafı da yok!
Terörle mücadele hangi ciddiyette ele alınıyorsa; uyuşturucu ile mücadele de bir o kadar ciddi olarak ele alınmalıdır.
Öyle 3-5 sokak satıcısını yakalayıp, birkaç ay içerisinde serbest bırakmakla bu iş çözüme kavuşmaz, kavuşturulamaz!
Limanlarımıza gelen gemilerde, emniyet güçlerimizce kaç ton uyuşturucu yakalandığına ilişkin henüz kamuoyuna bir bilgi verilmiş değildir. 
Bu gemilerin sahipleri kimlerdir? Nereden gelmişlerdir? Kimlerle, hangi kesimlerle  irtibatları vardır? Yakalanan bu adamların bırakılması için kimler ricacı olmuştur ve halen olmaktadır?
Bankaya para yatırdığı için, çocuğunu bir dershaneye gönderdiği için yüzlerce insanı 6-7 yıldır cezaevinde tutanlar, işinden edenler, irtibat ve iltisak gibi kavramlarla binlerce insana terörist damgası vuranlar, uyuşturucu tacirleri ile irtibat ve iltisakları olanlara hangi yaptırımları uyguladılar?
Gençlerimiz göz göre göre elimizden kayıp giderken, bugüne kadar hangi ciddi tedbirler alınmıştır? Gençlerimiz nasıl oldu da bu kadar kolay bir şekilde bu illete ulaşır hale getirildi, ya da getirilmesine müsaade edildi?
İşte her kademedeki okullar açılacak; okul önlerinde evlatlarımıza bu zehirleri satanlara karşı, aslında bu zehirleri binlerce kilometre öteden ülkemize getirenlere karşı, hangi somut adımlar atılacak, ne tür tedbirler alınacak, hep birlikte bakacak  ve göreceğiz.
Saadet Partisi olarak bu problemlerin ve tüm bu sorunların her zaman olduğu gibi ciddi takipçisi olacağız.” dedi.
* SP Basın

Kaynak : Haber Merkezi
Ekleme Tarihi : 2023.08.24 12:42:10
Son Düzenlenme Tarihi :