SON DAKİKA
header-ad

ASAT hizmeti vatandaşın ayağına götürdü

Mustafa dedenin aboneliği evinde yapıldı

Antalya Büyükşehir Belediyesi, gerçekleştirdiği yatırımlarla Antalya’nın alt yapı sorunlarını
çözerken, abonelerinin de yardımına koşuyor. Akseki ilçesinde yaşayan yaşlı ve engelli 76
yaşındaki Mustafa Ali Bedel’in su abonelik işlemleri evine kadar giden ASAT personeli
tarafından gerçekleştirildi.
Akseki’nin Güçlüköy Mahallesi’nde ikamet eden 76 yaşındaki Mustafa Ali Bedel, ASAT
Genel Müdürlüğü ilçe şubesini arayarak su aboneliği talebinin olduğunu belirtti. Bedel’in
Akseki ilçe merkezine gelemeyecek durumda olması nedeniyle kendisinin başvurusu telefonla
alınarak abonelik süreci başlatıldı. Gerekli evraklar ASAT personeli tarafından toparlandı ve
büro ortamındaki bütün işlemleri bitirildikten sonra imza aşamasını tamamlamak için görevli
bir ekip Mustafa dedenin evine kadar gitti.
BAŞKAN BÖCEK’E TEŞEKKÜR
Evraklarını bizzat evine getiren ASAT çalışanlarının yanında imzalayan Mustafa dedenin
abone numarası kendisine teslim edildi. Mustafa Ali Bedel, ayağına gelen hizmetten büyük
memnuniyet duyarken ASAT Akseki Şube Müdürlüğü yetkilileri aracılığıyla Büyükşehir
Belediye Başkanı Muhittin Böcek’e ve ASAT yetkililerine selamlarını ileterek teşekkür etti.

Kaynak : Haber Merkezi
Ekleme Tarihi : 2020.07.14 08:14:17
Son Düzenlenme Tarihi :

Yorum Yap






HACISÜLEYMAN: SÜRECİN EN AZ HASARLA ATLATILMASINI İSTİYORUZ

ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, “En büyük sorunumuz olan enflasyonun aşağı çekilmesi ülke olarak birinci önceliğimiz, bununla beraber firmalarımızın da ayakta kalmasını, bu süreci minimum hasarla atlatmalarını istiyoruz” dedi.

Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Ağustos Ayı Olağan Meclis Toplantısı, ATSO Meclis Salonu’nda gerçekleşti. ATSO Meclis Başkanı Ahmet Öztürk’ün açılış konuşmasıyla başlayan Meclis’te, Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Hacısüleyman, merhum dönem Başkanımız Ali Bahar’ı anarak sözlerine başladı. Ali Bahar’ın çalışmayı çok sevdiğini kaydeden Başkan Hacısüleyman, “Geçen bir ay içerisinde onun eksikliğini çok hissettik. Sohbetini, fikirlerini ve projelerini dinlemeyi özledik. Ali Başkanın vefatının ardından taziye ziyaretinde bulunan, taziye dileklerini ileten, acımızı paylaşan herkese bir kez daha teşekkür ediyorum.  Allah rahmet eylesin; mekânı cennet olsun, nur içinde yatsın” dedi. Hacısüleyman, Oda faaliyetlerinin yanı sıra, Türkiye ve Antalya ekonomisi, enflasyon, iş dünyasının beklentileri ile sektörel gündem konularında açıklamalarda bulundu. 

 

ENFLASYONUN DÜŞECEĞİNE HERKES İNANDIRILMALI

Yılın son 4 ayında Türkiye’nin ekonomik göstergelerinin büyük ölçüde bekledikleri gibi gerçekleştiğini kaydeden ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, “Ancak son aylarda üretim ve iç satışlarda firmalarımız oldukça zorlanmaya başladı. En büyük sorunumuz olan enflasyonun aşağı çekilmesi ülke olarak, birinci önceliğimiz olmakla birlikte, firmalarımızın da ayakta kalmasını, bu süreci en az hasarla atlatmalarını istiyoruz” diye konuştu. Baz etkisiyle başlayan enflasyon düşüşünün birkaç ay daha devam etmesini beklediklerini dile getiren Hacıdüleyman, “Mayıs ayında yüzde 75,5 ile zirve yapan enflasyon Haziran’da yüzde 71,6’ya, Temmuz’da ise yüzde 61,8’e düştü. Ancak önemli olan baz etkisi ortadan kalktıktan sonra da enflasyonun gerilemeye devam etmesidir. Bunun için toplumun tüm kesimlerinin bu sürece inanması gerekiyor. Piyasa katılımcılarının 12 ay sonrası için TÜFE beklentisi yüzde 30 iken, reel sektör yüzde 55, hane halkı ise yüzde 72 oranında beklenti içinde. Bu kopukluk, tüm kesimlerin enflasyonun düşeceğine ikna edilmesini zorunlu kılıyor” dedi.

 

ÖZEL SEKTÖR ENDİŞELİ

Antalya iş dünyası olarak, enflasyonun ülke ekonomisi, işletmeler ve halk için büyük bir tehdit olduğunu bildiklerini dile getiren Hacısüleyman, fiyat istikrarını sağlamak için ellerinden geleni yaptıklarını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü;

 

“Ancak, yüksek seyreden enflasyonun maliyetleri yukarı çekmesi ve tüketicilerin satın alma gücünü hızla azaltmasıyla birlikte, yeni vergi düzenlemeleri ve zamlar maliyetleri daha da artırıyor. Üstelik kredi kullanımımız, hem yüksek faiz oranları hem de miktar sınırlamaları nedeniyle sınırlı kalıyor. Şirketlerimizin ayakta kalması için ticari krediler üzerindeki sınırlamaların kaldırılmasını bekliyoruz. İşletme kredileri yatay seyrediyor ve finansman maliyetleri yüksek olsa da krediye erişim engellenmemeli.”

 

ARZ UCUZLAMALI

Üretim maliyetlerinin hızla arttığı bir ortamda, tarımda, konutta, turizmde ve reel sektörde yüksek maliyetlerle karşılaştıklarını vurgulayan Hacısüleyman, “Bu durum hem üreticileri hem tüketicileri zorluyor. Türkiye’de üretim maliyetlerinin genel olarak yüksek olduğunu ve bu maliyetlerin düşürülmesi gerektiğini açıkça gösteriyor. Enflasyonla mücadele için kredi maliyetlerinin bir süre daha yüksek kalacağını biliyoruz; ancak diğer üretim faktörlerinin maliyetlerinin de acilen düşürülmesi gerekiyor. Çalışanların ücretlerini ve vatandaşların satın alma gücünü koruyarak arzı ucuzlatmak zorundayız” ifadelerini kullandı.

 

İŞ DÜNYASI SABIRLI OLMALI

2021’de başlayan yanlış ekonomi politikalarının etkilerini yaşadıklarını ifade eden Başkan Hacısüleyman, “Bu durumun düzeltilmesi zaman alacak. Enflasyonun düşmesi zaman alsa da aceleci faiz indirimleri büyük zararlara yol açabilir. Şu an en çok sıkıntıyı vatandaşlar ve çalışanlar çekiyor, ardından şirketler geliyor. Hepimizin bu sürece sabırla yaklaşması gerekiyor” dedi.

 

ENFLASYON PROGRAMININ EKSİKLERİ

Dezenflasyon programından sapmanın büyük zararlarla sonuçlanacağını ve başka bir yol olmadığını kaydeden Başkan Yusuf Hacısüleyman, “Programın mükemmel olmadığını biliyoruz. Enflasyonla mücadelede geciken maliye ve harcama politikaları, yapısal sorunlarımızı çözme konusundaki yavaş ilerlemelerle birleşti. Ayrıca, yüksek teknolojiye yönelik çabalarımızda ilerleme kaydedemedik. Türkiye olarak, orta gelir tuzağından çıkabilmek için işletmelerimizin rekabet gücünü artıracak dönüşümlere acilen ihtiyacımız var. Öyle bir seviyedeyiz ki; artık eskisi gibi düşük maliyet ve düşük fiyat politikasıyla diğer ülkeler ile rekabet edemiyoruz. Çünkü bizde maliyetler yüksek” diye konuştu. Kalkınma, eğitim düzeyi, küresel standartlara uyum gibi süreçlerin Türkiye’de ücret düzeyini yukarı çektiğini ifade eden Başkan Hacısüleyman, “Bu artık aşağı inemez. Yani düşük gelirli ülkelerle rekabet şansımız azaldı. Diğer taraftan ülkemizdeki teknolojik seviye de henüz istediğimiz düzeyde olmadığı için gelişmiş ülkelerle rekabette de zorluk yaşıyoruz. Şimdi düşük ücret politikası ile bu rekabet sınavını geçemeyeceğimize göre, teknoloji alanında atılım yapmamız gerekiyor” açıklamasında bulundu.

 

ENFLASYON MUHASEBESİ EZİYETE DÖNÜŞMESİN

Son günlerin en tartışmalı konusu olan enflasyon muhasebesi konusunda açıklamada bulunan Hacısüleyman, şöyle devam etti;

 

“Aslında konu bir yıla yakındır ülke gündeminde ancak vergi dönemleri geldiğinde tartışma yeniden alevleniyor. Düzenlemede eksik bulunan ya da hatalı olduğu düşünülen noktalar doğal olarak iş dünyası temsilcileri tarafından yüksek sesle gündeme taşınıyor. Enflasyon muhasebesi, enflasyonun mali tablolarda yarattığı yanıltıcı etkileri ortadan kaldırmak amacıyla uygulanıyor. Vergi Usul Kanunu’na göre belirli şartlar altında zorunlu hale gelen bu uygulama, 2024 yılında tekrar yürürlüğe girdi. Ancak, 2021’deki ertelemeden sonra bu uygulamanın bugünkü ekonomik koşullarda firmalar üzerinde önemli zorluklar yarattığı görülüyor. Türk iş dünyası enflasyon muhasebesini 2003 ve 2004’te de tecrübe etmiş olmasına rağmen yıl başladığında, pek çok kişinin aklına şu anda yaşanan sorunlarla karşılaşılabileceği gelmemişti. Sorunların bugün çok can yakıyor olmasının ardında, yirmi yıl önceki konjonktür ile bugünkü konjonktür arasında yatan önemli farklar var.”

 

TAM TERSİ BİR EKONOMİK KONJONKTÜR

2003-2004 döneminde enflasyon muhasebesi uygulanırken, enflasyonun yüzde 18 ve yüzde 9 olduğunu dile getiren ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Hacısüleyman, “Türkiye 2001 yılında büyük bir ekonomik kriz yaşamış, ekonomi daralmış, yıllık enflasyon yüzde 69’a çıkmıştı. Enflasyon 2002’de yüzde 30’a, 2003’te yüzde 18’e ve 2004’te yüzde 9’a düştü. Türkiye yeniden büyümeye başlamıştı. Hem iç talep, hem ihracat oldukça canlı bir performans gösteriyordu. Kredi faizleri oldukça düşüktü, ülkeye dışarıdan yatırımlar artmaya başlamış, AB ile son derece pozitif bir gündem yakalanmıştı. Bugün enflasyon muhasebesi tam tersi bir ekonomik konjonktürde uygulanıyor. Sıkılaşma tedbirlerinin en kritik dönemindeyiz. Enflasyon yüzde 75’ten yeni yeni düşmeye başladı. Yurtiçi satışlar soğuma dönemine girdi. Üstelik ihracat pazarları da durgun. Kredi faizleri çok yüksek ve kredi büyüme oranlarına sınırlama getirildi. Yani bankalar müşterisi faize razı olsa da istediği kadar kredi kullandıramıyor” diye konuştu.

 

İŞLETMELERİN AYAKTA KALMAYA İHTİYACI VAR

Uygulamada enflasyon düzeltmesinin bilançoda yer alan parasal olmayan kalemler üzerinde yapıldığını ancak parasal kalemlerde değişiklik yapılmadığını vurgulayan Hacısüleyman, “Bu çerçevede stoklar, demirbaşlar, hatta henüz devam eden yatırımlar yeniden değerleniyor ancak kasada duran nakit, bankadaki nakit, alacaklar ve borçlar enflasyon değerlemesine tabi tutulmuyor. Bu durumda elinde yüksek mal stoku olan firmalar, yeni yatırım yapan firmalar, öz kaynakları zayıf borçluluk oranı yüksek firmalar büyük zorluklarla karşılaşıyor. Dolayısı ile kazançtan alınmayan ama varlıkların değerlenmesinden alınan bir vergi ile karşı karşıya kalıyoruz” dedi. İlk geçici dönemde uygulamanın ertelendiğinden ancak ikinci geçici dönemde ertelenmediğinden bahseden Başkan Hacısüleyman, “Ülke genelinde toptan ve perakende satışlarda yavaşlama hatta gerileme varken, kredi faizleri yüksek ve kredi kullanımı zorken, işletmelerin ayakta kalmaya ihtiyacı varken, sistem, firmaları daha da zor duruma sokuyor. Enflasyon muhasebesi uygulaması geçici dönemler için değil, 2024 yılsonu mali tablolarında uygulansa daha iyi sonuçlar alınabilirdi. Bir de üzerine yukarıda saydığımız yan etkiler ortaya çıktı. Bir erteleme olmayacaksa bile, ayakta kalmakta zorlanan şirketlerin haklı şikâyetlerinin giderilmesi gerekiyor” diye konuştu.

 

İŞ DÜNYASI YENİ DÜZENLEMELER NEDENİYLE TEDİRGİN

Yeni kanunlaşan vergi paketiyle birlikte farklı alanlarda yeni vergi düzenlemelerinin getirilmesini ve kayıt dışılıkla mücadele kapsamında yeni adımlar atılarak birçok vergi kanununda idari cezaların da yükseltildiğini ifade eden Başkan Hacısüleyman, “Denetim elbette yapılmalı, yanlışın üstüne elbette gidilmeli ancak iş dünyası yeni düzenlemeler nedeniyle tedirgin bir dönem geçirmektedir. Yeni vergi uygulamalarının özel sektöre getireceği yüklerin, henüz ne boyutta olduğu tam olarak anlaşılmış değildir. Böyle bir ortamda yalnızca ceza kesmeye odaklı denetimler yapılması, bu tedirginliğin daha da artmasına neden olmaktadır. Kayıt dışılığı önlemek ve vergi yükünün toplumda eşit bir şekilde dağıtılması amacıyla mükelleflerin vergi bilincinin artırılması gerekmektedir. Bu nedenle yapılacak keyfi uygulamaların ve yalnızca ceza kesmeye odaklı denetimlerin yapılması mükelleflerin vergi sistemine olan güveninin azalmasına neden olacaktır” açıklamasında bulundu.

 

SON KAVŞAKTAYIZ; YAVAŞLAMANIN DOZU KAÇMASIN

Türkiye ekonomisinde yavaşlama işaretlerinin belirginleştiğini sözlerine ekleyen Başkan Yusuf Hacısüleyman, “Hepimiz yakından şahidiz. Sanayi üretimi çok zayıfladı, Haziran’da yüzde 4,6 düştü. PMİ endeksi son 13 ayın 11’inde 50’nin altında değer aldı ki bu da sanayinin zor durumda olduğunu gösteriyor. Perakende satışlardaki reel büyüme yüzde 20’lerden tek hanelere indi. Kredi kartı ile yapılan harcamalarda keskin bir yavaşlama var. Konkordatolar ve ödenmeyen çek-senet sayısı artıyor. Son olarak işsizlik Mayıs ayında yüzde 8.5 iken Haziran’da yüzde 9.2’ye yükseldi. Temmuz-Ağustos’ta ve sonbaharda işsizlikte artışın devam ettiğini göreceğiz. Artık yavaşlamanın daha ciddi sorunlara dönüşmemesi için son kavşaktayız” dedi. Yakın zamanda gidişatta değişiklik yapacak önlemler alınmazsa ciddi yan etkilere sebep olacağını kaydeden Başkan Yusuf Hacısüleyman, “Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz ve Hazine-Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek başta olmak üzere ekonomi yönetiminin bu uyarılarımızı dikkate almasını, sorunun sadece iş dünyasının yavaşlayan satışları ve karlılığı olmadığını, değerlenen kur nedeniyle ihracatın yara almaya başladığını, çalışanlarımızın ve halkımızın azalan gelirleri nedeniyle büyük sıkıntı içinde olduğunu, enflasyon programından sapmadan, özellikle halkın alım gücünün desteklenmesi gerektiğini bilhassa vurgulamak istiyorum” açıklamasında bulundu.


Kaynak : Haber Merkezi
Ekleme Tarihi : 2024.08.21 14:42:43
Son Düzenlenme Tarihi :





Antalya’da 590 daireli sitede ’karot’ gerginliği sürüyor

Antalya’da 9 bina, 590 daireden oluştan sitede deprem risk analizi için karot örneği alınmasını isteyen sakinler ile istemeyenler arasında gerginlik yaşanmaya devam ediyor. Basın açıklaması sırasında karşı karşıya gelen taraflar arasında tansiyon artarken, taraflar birbirlerini suçladı.
Kepez ilçesi Yeni Doğan Mahallesi’nde 9 bina, 590 daireden oluşan Menzil Sitesi’ndeki bazı sakinler deprem risk analiz raporu başvurusu üzerine, geçtiğimiz günlerde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yetkilileri binalardan karot örneği almak için bölgeye geldi. Kooperatif başkanı ve yönetimi, site içerisindeki dairelerin çürük olduğunu ve örnek alınmasını isterken, yaklaşık 50 daire sakini ise binalardan daha önce karot örneği alındığını belirterek, yeniden alınmasını istemeyip yetkililerin içeri girmesine izin vermedi. Bunun üzerine site sakinleri arasında tartışma yaşandı. Yaşanan tartışmanın büyümesi ve gerginlik çıkmasıyla olay yerine çok sayıda polis ve çevik kuvvet ekibi sevk edildi. Zaman zaman yükselen gerginlik, polis ekiplerinin araya girmesi ile yatıştırıldı. Bakanlık yetkilileri ise site maliklerinin hepsinin izni olmadan içeri giremeyeceklerini belirterek, bir süre sonra olay yerinden ayrıldı.

"Siteyi Antalya ve dünyaya rezil ettiler"
Binaların sağlam olduğunu savunan site sakinleri, basın açıklaması yapmak için toplandı. Basın açıklaması yapan site sakinlerinin avukatı Yusuf Aslan, "Bu binalar 1986 yılında yapımına başlanmış 1999 senesinde tamamlandı. Vakıflarla ve belediyeler arasında birtakım problemler yaşanmış ancak daha sonra tapuları alınmıştır. 2013 yılında iskan ruhsatı için belediyeye başvurulmuş, karot numuneleri ve risk analizleri yapılmıştır. Ancak kooperatif görevlileri, dünyada eşi ve benzeri görülmemiş bir şekilde 1999’da biten binalar 2013 yılında bitirilmiş gibi belediyeye dilekçe vermişlerdir. Resmi mercilere yalan beyanda bulunmuşlardır. Bu dilekçelere istinaden 2007 yılındaki deprem mevzuatı uygulanarak binaların güçlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. 1999 yılına göre yapılmış olsaydı, bu binaların tamamına iskan ruhsatı verilecekti" dedi. Kentsel dönüşüm olması halinde destek verebileceklerini ancak üyelerinin aleyhine hiçbir sözleşmeye imza atmayacaklarını söyleyen Aslan, "Menzil sitesini Antalya ve dünyaya rezil ettiler" ifadesini kullandı.

"Binalar çürük değil"
Site sakinlerinden Zehrin Müftüoğlu, 2016 yılından bu yana sitede mal sahiplerinden birisi olduğunu ve sitenin geçmişini araştırdığını söyledi. Müftüoğlu, "Binaların çürük olmadığı bilgisine sahibim. Çürük bir binada ne kendim otururum, ne çocuğumu oturturum, ne de yatırım yaparım. Bu binalarda sıkıntı yoktur. Sadece ve sadece kooperatifin devamlılığı için zamanında iskan verilmemiştir. Bizim amacımız, kooperatif artık geçerliliğini kaybetmiştir. Herkes tapusunu almıştır ve bu tapuların karşılığında kooperatif başkanı benim hakkımda karar veremez. Böyle bir yetkisi yok, görevi yok. Buradaki kooperatif yok hükmündedir" dedi.
2003 yılında bu yana sitede yaşadığını belirten Nebi Aydın, kooperatifin kendilerine hizmet yerine eziyet ettiğini ileri sürdü.

Yine karşı karşıya geldiler
Açıklamaların yapıldığı sırada, numune alınmasını isteyen bir sakin gelince ortalık karıştı. İki taraf arasında sözlü tartışma ve bir süre gerginlik yaşandı. Diğer site sakinlerinin araya girmesiyle tarafların tartışması son buldu.

"Belediyenin karot numunesi alınmasına yönelik yazdığı yazı var"
Menzil Sitesi Kooperatif Başkanı Ayşe Birgül Kollu ise iddiaları kabul etmedi. Belediyenin kendilerine daha önce yazı gönderdiğini belirten Kollu, "Karot numuneleri alınmadığı için hiçbir işlem yapmadım. Karot numunelerini bekliyorum. 17 Mart’ta belediye tekrar yazı gönderdi ve bu yazıda da, ivedilikle karot numunelerinin alınması ve yapılması gerektiğini, aksi takdirde mühürleneceğini söylüyor. Şu an burayla ilgili kooperatifi olarak görevimi yapmaya çalışıyorum ama yapamıyorum. Gidip lisanslı bir firmaya kendileri de alabilir" diye konuştu.

"Güçlendirmeli ruhsat verildi"
Daha önce dönemin kurallarına göre 3 numune alındığını, ancak şu an ise 6 alınması gerektiğini aktaran Kollu, "Bu alınmadan kanuna giremiyoruz. Mecburen bu karot numunesi alınması gerekiyor. C30 çıkmadı daha önce, H Blok C14, diğerleri 15, 17 ve 19 çıkan oldu. O zamanki karot numunemizin 23-25 olması gerekiyordu. Olmadığı için bize belediye güçlendirmeli ruhsat verdi. Bunu almasaydım ruhsat değil tapu da alamıyordum. Allah korusun bir deprem olsa, üyelerimin bir tapusu olsun istedim" ifadelerini kullandı.

"C30 hiçbir zaman değildi"
Karşı tarafın karot numunelerinin C30 olduğuna yönelik iddialarını da kabul etmeyen Kollu, "Muhalif grubumuz buradaki C30’u yanlış lanse ediyor, bu bir yalan. C30 değildi ve o zamanki karot numunelerinde 23 ile bile iskan alabiliyorduk" şeklinde konuştu.

Kaynak : İHA
Kaynak : İHA
Ekleme Tarihi : 2023.04.09 11:48:06
Son Düzenlenme Tarihi :