10 senedir Süper Lig’deyiz. Sabri Gülel dönemi harici, Ali Şafak Öztürk’lü dönem başarılıydı; 2. dönemi ise yanlış planlamalar sonucu beceriksizce geçti. Yönetimden ayrı, Nuri Şahin antrenörlük dönemi hariç kaliteye ve güzel futbola hasret kaldık. Son 3 yıldır sezon başı kötü planlamalar, seviyesi düşük oyunculara ödenen paralar, artan borç ve yasaklar olarak geri döndü. Bu sezon camia içinde olumsuzlukların zirve yaptığı sene oldu. Kimden akıl alıyorlarsa, aldıkları akıl kulübü çıkmaza soktu. Herkeste düşme korkusu… Ligde kalsak ne olacak, her sene aynı hikâye; kendimize yazık ediyoruz.
Hep derim… 1000 kere daha demeye devam edeceğim. Antalya, Türkiye’deki başka şehirlere benzemez. Ekonomisi, doğal güzelliği, ticari girdileri ile şehrin tek takımı olarak çok iyi yerlerde olmayı hak ediyor. Ama “ben çok iyi bilirim”ciler, takımın ruhunu zerre tanımayanlar söz sahibi. Ekonomi dip yapmış. Sportif başarı yok, son Avrupa maçına çıkalı 25 sene olmuş. Ama hikâyeler hep aynı. Yazık değil mi? Değil, dibine kadar hak ediyoruz…
Eksiklere rağmen transfer yasağı kaldırılamadı. Üstüne, gelecek vaat eden isimler Döşemealtı’nda 1 villa almaya bile yetmeyecek paraya verildi. Sosyal medyada tepkilerini muhtemelen okuyup okuyup “işinize bakın” dediler.
Bu hafta rakip, 20 haftada 9 puan toplayabilmiş Karagümrük idi. Henüz 5. dakikada yenen golle geri düştük. Geçen haftanın hatalar prensi Hüseyin, yenen golde gene başrolde idi.
Masal dinleyen çok olunca, hikâye anlatan çok olur… Yazık…






