Klasik sezon sonu travmalarını yaşadığımız bir sezonu daha geride bırakmak üzereyiz. Maalesef, Sabri Gülel ile başladığımız sezon hariç hep verim alınamayan kötü transferlerle lige giriyoruz. Bugün takım, Sabri Gülel başkanın kadroya dahil ettiği Saric, Safuri, Streek ve Erdoğan’lı kadro iskeletine ve yine o dönem kadroya dahil edilen Kaluzinski’nin satışıyla gelen para sayesinde nefes alıp lige devam ediyorsa, başarılı örnek başkanlık ve yöneticilik budur.
Neyse, gelelim bugüne… 15 gün önceki Gaziantep ağır yenilgisinin izlerini hızlı sildik. Başakşehir maçı sonrası Eyüp maçını da gol yemeden atlatmak, hem puan hem de kötü averaj izlerini silmek adına olumlu oldu. Cuesta’nın cezalı olduğu haftada Abdullah kusursuzca kalede görevini yaptı. Ceesay’ın yokluğunda Saric maçın gizli kahramanıydı. Erdoğan form buldukça eski günlerini bindirmeleri ve hızıyla hatırlatıyor. Safuri, ligin ikinci yarısıyla birlikte yine ağırlığını koydu. Açıkça, istediğinde büyük oynuyor.
Van der Streek, her zaman derim, bu takımın hammalı. Kariyerini Hollanda’daki iyi günlerine yaklaştırdı. Storm ve Balletti, özlemini duyduğumuz skorer kanat eksiğini giderdiler.
Sami Uğurlu hocanın gelişiyle beraber, sahada canlı ve mücadele eden bir takım olduk. Kazanırız, kaybederiz ama sonuçta çabalayan, birlik içinde olan bir takım haline geldik. Bizi mutlu sona götürecek olan da bu yapı olacak.
Peki, ligde kaldık; peki ya seneye? Güzel günler bizi bekliyor mu? Rıza başkan çırpınıyor ama bir gerçek var: Seneye yaşadıklarımız bugünden farklı olmayacak. Bu şehir, ligde kalmanın başarı olarak görüleceği kadar vasat bir şehir değil; daha iyi noktalara gelmeyi hak ediyor. Bunun için önce kulüp üzerindeki vesayetin kırılması lazım. Yoksa çekirge fazla zıpladı. Aklımızı başımıza almamız gerekiyor.
Bu arada, çakma Antalyasporlular… Takımın ligde kalmasına üzüldüğünüz çok belli oluyor. Bu kadar aptal olmayın.






