Rahmetli Süleyman Demirel’in sevdiğim bir sözü vardır: “Meseleleri mesele etmezseniz, mesele kalmaz.”
Yıllarca sorunların ana kaynağını görmezden gelmek, gelen giden yöneticilerin “Biz her şeyin en iyisini biliriz” mantığıyla hareket etmesi ve hayatın, futbolun gerçeklerinden uzak kalınması; bizi bugün bulunduğumuz noktaya getirdi. Lig kalitesinin altında kalan bir kadro, önümüzü görmemize engel olan ağır bir borç yükü… Adeta sadece nefes alıyoruz; yaşadığımız falan yok.
Her sene aynı nakarat. Şehrin potansiyelinden ve sahip olduğu yüksek imkânlardan faydalanılmadan, vizyondan ve ulaşılacak hedeflerden uzak bir şekilde, bir adım öteye gidemeyen; kısır döngüler içinde dolanan bir takım olduk.
Her yeni maçta olduğu gibi yine bir umutla televizyon başına oturduk. Daha koltuğa yerleşemeden golü yedik, ardından ikinci gol geldi. Aslında bu, son maçlarda artık alıştığımız bir senaryoydu.
Her şeye rağmen takım dağılmadı, sahada kalmayı başardı. Göztepe S.K., maçlara ilk yarılarda yüksek tempoyla başlayan ancak ikinci yarılarda düşüş yaşayan bir takım. Nitekim ikinci yarıda pozisyonlar bulsak da topu ağlarla buluşturamadık. Takıma büyük katkı veren, ancak sarı kart cezası nedeniyle bugün sahada olmayan Baletti’yi aradık.
Her yenilgi sonrası eleştiriler hep aynı. Ancak sorun, neredeyse her yazımda belirttiğim gibi, kulübün vesayet altında olması ve maalesef bunu aşmak adına ciddi bir çaba gösterilmemesi. Geçtiğimiz yıllarda, her şeye rağmen kadro kalitesi sezonu kurtarabiliyordu; bu sezon ise o da yok. Yönetim zaten üç-beş kişiyle dönüyor.
Önümüzde son 270 dakika var. Sonra ne mi olacak?
Ligde kalsak da düşsek de aynı şey…
Yani hiçbir şey.






