SON DAKİKA
header-ad

Belediyelerin iftar yemekleri ve siyasilerin yer sofrasında sahur ya da iftar paylaşımları

Aslında Ramazan ayı içerisinde köşe yazısı yazmama kararı almıştım ama bu kararımı bozmak zorundayım. Çünkü, içinde bulunduğumuz 11 ayın sultanı mübarek Ramazan ayında belediyelerin reklam kokan toplu iftar yemekleri, yine özellikle siyasilerin peşpeşe sosyal medyada yer sofrasından sahur ve iftar paylaşımları konularında sosyal medyadan verdiğim birkaç kısa mesajı daha detaylı şekilde ele almamı ve düşüncelerimi paylaşmamı gerektiriyor.

    Yer sofralarından verilen sahur ya da iftar sofralarından başlayayım. 
    Ak Parti Genel Merkezi’nden il teşkilatlarına, belediye başkanlarına ve milletvekillerine sosyal medyada yer sofralarında sahur ya da iftar“ paylaşımları yapın mı talimatı verildi ?
    Bakıyorum sosyal medyada Ak Partili milletvekillerinin, belediye başkanlarının, kadın ya da gençlik kollarının peşpeşe yer sofralarından sahur ya da iftar paylaşımları.
    Evet, özellikle kırsal kesimde yer sofraları halen kuruluyor, bu geleneği şehir merkezinde devam ettiren ailelerde var. Ama, çoğunluk masada  kahvaltısını yapıyor, yemeğini yiyor. 
    Sanıyorum burada bir algı oluşturulmaya çalışılıyor ama Ak Parti Genel Merkezi’nde bu fikir kiminse bu paylaşımların özellikle sıklığına toplum genelinde oluşturacağı tepkiyi hesaplayamamış.
    Sen 11 ay yerde yemek yiyen ailenin sofrasına oturma, Ramazan ayı girince yer sofrasında iftar ya da sahur yapan aile ya da üniversite öğrencileri arayışına gir, bul, onlarla sahur ya da iftarda buluş, birde güzelcene poz ver, o pozu da sosyal medyadan paylaş...
    Bir gazeteci meslektaşımın dediği gibi REKLAM...
    Hem reklam, hem de mesaj verme...Oy hesabı yapma...Algı operasyonu..
    Yersen...Yedirebilirsen..Basit, sonuçsuz hatta tam tersi bir sonuca neden olan bir seçim propagandası..
    Sayın Ak Parti Antalya Milletvekili Atay Uslu’nun sosyal medyada yine yer sofrasında üniversite öğrencileri ile birlikte çektirdiği fotoğrafı kullanarak ben de sosyal medyadan şu paylaşımı yaptım:
    Sayın vekilim keşke yer sofrasında sahurluk ikram edip paylaşana kadar üniversiteli kardeşlerimize küçük çalışma masaları hediye etseydiniz, o fotoğrafı paylaşsaydınız. Yer sofrasından daha çok ses getirir, bir işe de yarardı. 
TOPLU İFTAR SOFRALARINDA
KAÇ KİŞİ ORUÇLU    
    Belediyeler peşpeşe iftar yemekleri düzenliyorlar. Gerek var mı, bana göre yok. Bu da REKLAM kokan hareketler mi, evet. Ama aynı zamanda belediyenin sırtından belediye başkanının rozetini taşıdığı siyasi parti içinde bir PROPAGANDA aracı. 
    İftar kime yaptırılır, oruçlu olana. Oruç tutmayan iftar yapmaz, canı istediği zaman gider akşam yemeğini yer. Peki, toplu iftar sofralarındaki masalarda kaç kişi oruçlu ? Ya da o masalarda akşam ezanının okunmasını ve tuttuğu orucu açmayı bekleyen kaç kişi..
       Hepsini geçtim, mahalleliye toplu iftar veriliyorsa,  belediye başkanının rozetini taşıdığı partinin il başkanının o iftarda işi ne ?
    Niye Ramazan ?
    Yılın diğer 11 ayında neden mahalleliye toplu yemek ikramında bulunulmaz ?
    Keşke belediyeler iftar sofralarında TOK olanı ağırlayana kadar, gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaşabilseler, onlara yılın bir günü değil, 365 günü evinde sofra kurabilseler..
    İşte o zaman yapılan ne REKLAM kokardı, ne de siyasi PROPAGANDA havası oluşurdu.
     Başkan içinde hem bu dünya hem de öbür taraf için daha hayırlı olurdu.  * ERKİN ÖZGÜNSÜR



Kaynak : Haber Merkezi
Ekleme Tarihi : 2022.04.16 12:00:17
Son Düzenlenme Tarihi :

Yorum Yap






Başkan Çandır : Üretici tarım girdilerindeki artışı taşıyacak güçte değil

Antalya Ticaret Borsası (ATB) Mart Ayı Meclis toplantısı, Meclis Başkanı Erdoğan Ekinci başkanlığında yapıldı. Yönetimin bir aylık çalışmasıyla ilgili üyelerin bilgilendirildiği Meclis’te ATB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır, tarım, ekonomi ve bölgesel gelişmelerin ülke ve Antalya’ya etkileriyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.

SAVAŞ DÜNYAYA DA BEDEL ÖDETİYOR

Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgede çıkan savaştan duyduğu kaygıyı dile getiren Başkan Ali Çandır, savaşın bir an önce sona erdirilmesini diledi. Çandır, “Ortadoğu’da başlatılan emperyalist fırsat savaşının ortaya çıkardığı insani ve çevresel yıkımı kaygıyla izliyoruz. Savaşın bir an önce sona ermesi ve sorunların diplomasiyle çözülmesi en büyük dileğimizdir. Çünkü savaşın bedeli, ekonomik tablolarla değil, insan hayatında ve doğada açtığı derin yaralarla ölçülmektedir. Bu savaş ne İran’ın nükleer güç olmasını engellemeye yöneliktir ne de güvenlik ve özgürlük kaygılarıyla ilgilidir. İran’ın nükleer güç olmaması yönündeki müzakereler anlaşma yoluna girmişken aniden başlatılan saldırılar, esas amacın ne olduğunu bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Bir aya yaklaşan savaş, taraflara kaybettirmekle kalmamış aynı zamanda dünyaya da bedel ödetmeye başlamıştır” değerlendirmesinde bulundu.

 “YURTTA SULH, CİHANDA SULH” VURGUSU

Başkan Çandır, savaşa karşı ülkelerin farklı stratejik yaklaşımlar gösterdiğini, belirtirken, Türkiye’nin dengeli duruşunun önemini vurguladı. Çandır, “Kimi ülkeler daha sabırlı ve planlı adımlar atıyor, kimi risk yönetimi ve güç dengesi üzerinden ilerliyor, kimi de mevcut durumu fırsat bilip uzun vadeli nüfuz ve alan hâkimiyeti kurmaya odaklanıyor. Ülkemizin ise dengeli bir duruş sergilediğini görüyoruz. Diplomasiyle yürütülen barış girişimlerinin kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ ilkesinin kararlılıkla sürdürülmesi gerektiğine inanıyoruz” diye konuştu.

 ENERJİDEN TARIMA HERŞEYİ ETKİLEDİ

Savaşın artık siyasi ya da askeri bir mesele olmanın ötesine geçtiğini, enerji piyasalarından ticaret hatlarına, gıda sistemlerinden tarımsal üretime kadar uzanan çok boyutlu bir olumsuz etki alanına sahip olduğuna dikkat çeken Çandır, “Coğrafi konumumuz gereği ülkemiz de bu gelişmelerden doğrudan etkilenmektedir. Tarım, turizm ve ticaret kenti Antalya’mız ise şiddeti hisseden şehirlerin başında gelmektedir” dedi.

 Hürmüz Boğazı çevresindeki risklerin tarım sektörü açısından üç temel gerçeği ortaya koyduğunu kaydeden Çandır, “Birincisi maliyet gerçeğidir. İkincisi tedarik güvenliğidir. Üçüncüsü ise sahip olunan potansiyeldir” dedi.

 ANTALYA KİMYEVİ GÜBRE TÜKETİMİNDE 8. SIRADA

 Enerji fiyatlarındaki artışın mazottan gübreye kadar tüm girdileri doğrudan yükselttiğini, Antalya tarımının bu artışlardan çok fazla etkilendiğini belirten Çandır, şu değerlendirmede bulundu:

“Antalya’dan örnek verecek olursam; 2025 verilerine göre 181 bin tonluk kimyevi gübre tüketimiyle Türkiye’de 8. sıradayız. Fakat birim alanda en yoğun ve nitelikli gübre kullanan illerin başında geliyoruz. Gübre başta olmak üzere mazot ve diğer girdi maliyetlerindeki şiddetli artışlar, zayıflayan rekabet gücümüzü felç etme riski taşımaktadır. Ancak her zaman belirttiğim gibi tarım, yalnızca bir sektör değildir; gıda güvenliğidir, ekonomik dayanıklılıktır, stratejik güçtür. Dolayısıyla tarımsal faaliyetlerle ilgili değer zincirinin mutlaka korunması ve geliştirilmesi hayati bir önem taşımaktadır. Bu kapsamda alınacak kararlar ve uygulamalar sektörümüzün dayanıklılığını artıracaktır. Örneğin ürede gümrük vergisinin sıfırlanması, azotlu gübre ihracatına getirilen kısıtlamalar ve amonyum nitrat satışına izin verilmesi yerinde adımlardır. Bunun yanında finansman imkânlarının güçlendirilmesi ve tarımın stratejik bir alan olarak ele alınması büyük önem taşımaktadır.”

 ÜRETİCİ TARIM GİRDİLERİNDEKİ ARTIŞI TAŞIYACAK GÜÇTE DEĞİL

Türkiye’nin enerji, gübre, zirai ilaç, yem ve diğer temel tarım girdilerinin hammaddelerinde de önemli ölçüde dışa bağımlı olduğunu vurgulayan Başkan Ali Çandır, “Bu durum sektörümüzü kırılgan hale getirmektedir. Yüksek maliyetler altında üretimde kalmaya çalışan üreticimiz, savaşın tetiklediği girdi fiyatlarındaki artışı taşıyacak güçte değildir. Bu nedenle tarımsal üretimin sürdürülebilirliği için acil ve somut adımlar atılmalıdır. Tarımsal üretimde maliyet baskısını azaltmak için mevcut destekleme anlayışını yeniden değerlendirmek zorundayız” dedi.

 TARIMDA ZAMAN KAYBININ TELAFİSİ YOK

Tedarik güvenliğindeki sıkıntıya dikkat çeken Çandır, “Enerji ve lojistikte yaşanan her aksama girdilere erişimi ve mal sevkiyatını zorlaştırmaktadır. Oysaki tarımda zaman kaybının telafisi yoktur. Girdi zamanında gelmezse üretim aksar, verim düşer ve mal sevkiyatı zorlaşır” dedi. Çandır, Avrupa Birliği (AB) için geleceğin üretim ve ticaret politikasının tedarik güvenliği olduğunu işaret ederken, şunları söyledi:

 “AB’nin tedarik zincirlerini güvenilir ortaklar üzerinden yeniden kurma amacına yönelik hazırladığı ‘Made in EU’ düzenlemesinde ülkemizin yer alması önemlidir. Bu konuda büyük bir çaba sarf eden Ticaret Bakanımız Sayın Ömer Bolat başta olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. Ancak diğer taraftan AB dış ticareti ve gümrük tarifelerini standartlarla belirlemeye ve sürdürülebilir üretim kriterlerine uyumu korumaya odaklanan bu temel politikanın potansiyel kadar riskler de barındırdığını unutmamalıyız. En büyük risk, ilave maliyet artışlarıdır. Bunu aşmamızın yolu doğru yatırım hamlelerinden geçmektedir. Yani acilen yapmamız gereken iş ve yatırım ortamını iyileştirmektir. Çünkü ‘Made in EU’ kapsamında olmak ülkemizin üretim ve ihracat kapasitesini geliştirecektir.”

 NAVLUN MALİYETLERİ TİCARETİ ZAYIFLATIR

Bölgesel ticaret akışının zayıfladığı dönemlerde Türkiye’nin güçlü üretim kapasitesiyle mevcut ve yeni pazarlarda öne çıkan bir ülke olduğunu belirten Çandır, “Antalya ise örtüaltı üretim ve ihracat gücüyle böyle dönemlerde önemli roller üstlenmiştir. Ancak artan navlun maliyetleri ihracatta rekabet gücümüzü ciddi şekilde zayıflatmaktadır. Bu alanda maliyetleri dengeleyecek ve ihracatçıyı koruyacak önlemler gecikmeden alınmalıdır. Unutmayalım ki; maliyet yükü hafifletilmeden hiçbir potansiyel, kalıcı kazanca dönüşemez” değerlendirmesinde bulundu.

 TURİZM KAYGISI

Dünya ve Türkiye’de turizm sektöründe savaş kaygısının hakim olduğunu kaydeden Çandır, “Bu kaygıyı gidermek için güven algısını güçlendirecek tanıtım ve stratejiler gecikmeden devreye alınmalıdır” dedi.

 TARIM 25 YILDA 8 KEZ KÜÇÜLDÜ

ATB Başkanı Ali Çandır, 2025 yılı gayri safi yurt içi hasıla verilerini de değerlendirdi. Tarım sektörünün son 25 yılda üçüncü kez yılın tüm çeyreklerinde küçüldüğünü belirten Çandır, “Sektörümüz yılı yüzde 8,8 daralma ile kapatmıştır. Bu tabloyu yalnızca kuraklık ya da don ile açıklamak doğru olmaz. Çünkü tarım, son 25 yılda 8 kez küçülmüş; ortalama her 3 yılda bir daralma yaşamıştır. Bu artık geçici değil, yapısal bir sorundur. Aynı dönemde genel ekonomimiz yıllık ortalama yüzde 4,9 büyürken, tarım yalnızca yüzde 2,5 büyüyebilmiştir. Yani sektör olarak yarı hızda ilerlemişiz. Bu fark, zamanla sektörümüzü zayıflatmış ve atalete sürüklemiştir. Bu tespitlerimizi ve 2025 yılının tarım açısından iyi geçmediğini yıl boyunca rakamlar ve gerçekleşmelerle paylaşmıştım. Sonuç olarak çözüm; tarımı esastan ve kapsayıcı bir yaklaşımla yeniden ele almaktır” diye konuştu.

 ANTALYA DAHA DİRENÇLİ

2026 yılının Ocak ve Şubat aylarına ilişkin ekonomik verileri değerlendiren Başkan Çandır, Antalya’nın ülke ekonomisine oranla nispi olarak daha dirençli bir görünüm sergilediğini ifade etti. Başkan Çandır, şu bilgileri paylaştı:

 “Çekle işlem hacmindeki artış ülkemiz ortalamasının iki katından fazla artarken, karşılıksız çek hacmindeki artış ülke ortalamasının yarısında kalmıştır. Toplam kredilerde Türkiye’de yüzde 44 artış görülürken Antalya’da yüzde 56, ticari kredilerde yüzde 45’e karşılık yüzde 63 artış yaşanmıştır. Tarımsal kredilerde ise ülke genelinde yüzde 41, kentimizde yüzde 39 artış gerçekleşmiştir. İhracatta ise daha güçlü bir tablo söz konusudur. Türkiye genelinde toplam ihracat yüzde 0,8 daralırken, Antalya’da yüzde 18 artmıştır. Tarımsal ihracatta ise Türkiye yüzde 0,7 gerilerken, kentimiz yüzde 19,4 artış sağlamıştır. Özetle, yılın ilk iki ayında Antalya, ülke ortalamasının üzerinde bir performans ortaya koymuştur. Bu ivmenin gelecek aylarda da korunması için iş dünyası olarak çalışmaya devam edeceğiz.”

 SUYU KORUYAMAZSAK REKABET GÜCÜMÜZ KAYBOLUR

Antalya Ticaret Borsası’nın 2026 yılı temasını ‘su’ olarak belirlediğini anımsatan Başkan Ali Çandır, “Son tarım gündem programımızda da konumuz ‘su’ oldu. Programa konuk olan hocamızın özellikle yer altı kaynaklarını kast ederek çok net bir tespitini sizlerle paylaşmak isterim ‘Bugün kullandığımız su aslında torunlarımızın suyu’. Bu söz tarımsal üretimin sürdürülebilirliğinin doğrudan su yönetimine bağlı hale geldiğinin en çarpıcı halidir. Acilen suyu merkeze alan, verimliliği artıran ve her damlayı koruyan bir üretim anlayışına geçmek zorundayız. Aksi halde yalnızca rekabet gücümüzü değil, geleceğimizi de kaybederiz” diye konuştu.

 Yürürlüğe giren 2026–2035 dönemi Ulusal Su Planı’na da dikkat çeken Başkan Çandır, “Ulusal Su Planı da su meselesinin artık ertelenebilir bir konu olmadığını açıkça ortaya koymuştur. Plan, suyu koruyan, verimli kullanan ve gelecek nesillere aktaran bir üretim anlayışına geçişin yol haritası niteliğindedir. Ancak esas olan bu planı kağıt üzerinde bırakmamak ve sahada uygulayabilmektir” dedi.

 YÖREX HEYECANI BAŞLIYOR

Antalya Ticaret Borsası öncülüğünde TOBB’un desteğiyle 2010 yılında başlatılan Yöresel Ürünler Fuarı YÖREX ile yerel değerleri ekonomiye kazandırdıklarını anlatan Ali Çandır, “Bu yıl 22–26 Nisan tarihlerinde düzenleyeceğimiz YÖREX’te her zaman olduğu gibi, üreticilerimizi, kooperatiflerimizi, oda ve borsalarımızı, kalkınma ajanslarımızı, zincir marketleri ve e-ticaret platformlarını bir kez daha bir araya getiriyoruz. Ürünlerine katma değer yaratmak ve ekonomiye kazandırmak isteyen herkesi YÖREX’te yer almaya davet ediyoruz. Tüm hemşerilerimizi ve misafirlerimizi 5 gün boyunca 10.00–20.30 saatleri arasında ANFAŞ Fuar Alanı’na bekliyoruz” diye konuştu.

Çandır, üretimin sürdüğü, suyun korunduğu, barışın güçlendiği bir gelecek dileyerek konuşmasını tamamladı.


Kaynak : Haber Merkezi
Ekleme Tarihi : 2026.03.26 06:42:28
Son Düzenlenme Tarihi :





Antalyaspor Futbol Sorumlusu Nuri Şahin : "Oyun felsefemizi yakında göreceksiniz"

Antalyaspor futbol sorumlusu Nuri Şahin ilk kez Antalya basınının karşısına geçti. Şahin, Antalyaspor’da göreve gelişi konusunda kısa açıklamalarda bulunurken, beş yıllık bir anlaşmayla göreve geldiğini ifade ederken, bu göreve gelmek için yaklaşık 4 yıldır hazırlık yaptığını, futbolculuk yaparken aynı zamanda da teknik direktör olmak için kendi altyapısını hazırladığını, eğitimler aldığını ifade ederken, Antalyaspor’un başarısı için %100'ünü vereceğini vurguladı.

BAŞARACAĞIMIZI DÜŞÜNDÜK, KABUL ETTİK
Nuri Şahini basın toplantısında şunları söyledi: “Yeni bir görev, yeni bir heyecan. Biz bu işi başarabileceğimizi düşündüğümüz için görevi kabul ettik. 
Antalyaspor’da kısa ve uzun vade projesi olarak adlandırabileceğim henüz düşüncem yok. Bizim kısa vadede tabii ki takımı iyi duruma getirmek, maçlar kazanmak, önümüzdeki maçı kazanmak, kısa vadedeki hedefimizin bu olması lazım. Oyuncularımızı, takımdaki ağbilerimiz, kardeşlerimi daha iyi bir duruma getirmek, onlarla beraber Türk futboluna, Antalyaspor’a nasıl katkı sağlayabiliriz bunun peşindeyiz.
Uzun vadede altyapımıza nasıl katkı sağlayabiliriz, altyapımızda çok yetenekli oyuncularımız var, onlarla beraber olup onları Türk futboluna kazandırmak, Antalyaspor’u çok çok iyi yerlere getirmek, Antalya şehrinin ismini çok çok farklı yerlerde duyurmak  hepimizin hayali.
KLOPP HAYRANLIĞI
Ben kendimi çok şanslı hissediyorum. Dünyanın en iyi hocalarıyla çalıştım, çok kaliteli hocalarla çalıştım. Hem milli takımda hem kulüp takımlarında çok değerli hocalarla çalıştım. Şu hocadan bunu, diğerinden bunu kaptım dersem yanlış olur.  Bazı hocaların nasıl olması gerektiğini, bazı hocalarda benim oyun anlayışıma, futbol anlayışıma uygun olmayan şeyleri gördüm. Onları nasıl yapmamam gerektiğini gördüm. Çalıştığım, bana katkıda bulunan teknik adamların listesini sayarsam uzun bir liste olur. 
Benim için en değerlisi, benim için bana en yakın isim olan Klopp. Her zaman örnek aldığım, sadece hoca olarak değil, hayatımda örnek aldığım insanlardan bir tanesi. Klopp’un yeri bende ayrı. Zaten başarıları da ortada. 
Çok büyük hocalarla çalıştım. Thomas Tuchell benim için çok çok büyük bir hoca. Morinho ile çalıştım. Türkiye’de Fatih Terim, Ersun Yanal, Abdullah Avcı gibi çok değerli hocalarla çalıştım. Onlardan öğrendiğim çok şeyler var.
Şu anda Leicester City hocası Brendan Rodgers ile çalıştım. Bu listeyi uzatabilirim.  Çok kaliteli teknik adamlarla çalıştım.  Hepsinden bir şeyler kaptıysam inşallah takımımıza yararlı olan şeyleri kullanacağız.
Neden Klopp. Ben futbolun sadece ayakla oynandığını değil   kalple ve beyinle oynandığını düşünen bir insanlardan olduğum için oraya en iyi dokunan hoca olduğunu düşünüyorum. Onun için her zaman futbolcu değil, insan birinci sıradadır. Benim içinde aynısı. Ben hiç bir zaman futbolcu olarak bakmamayı istiyorum. Karşımdakinin her zaman bir insan olduğunu  bana öğreten hocalarımdan bir tanesiydi.
FUTBOLU BIRAKMADIM, BEN HALEN BU TAKIMIN FUTBOLCUSUYUM
Ben paylaşımım yanlış anlaşıldı. Ben halen Antalyaspor’un lisanslı futbolcusuyum. Açıklamam futbolu bıraktı olarak algılandı. Lisansım devam ediyor. Gerektiği zaman da takıma futbolcu olarak katkı sağlayabilirim. 
Ersun hoca bıraktıktan 4 gün sonra göreve geldim. Benim için de inanılmaz bir olay oldu. Yönetim beni bu göreve layık gördü. Oturdular benimle fikir alışverişi yaptılar. Oturduk artısını, eksisini hepsini konuştuk. Hep beraber bir karar aldık. Çok cesur bir karar.  Yönetimimize ve sayın başkanımıza teşekkür etmek istiyorum. Beni bu göreve getirmek gerçekten cesaret isteyen ve benim bu görevi almamda benim bu kulübe ne kadar inandığımı gösteriyor. 
Zor bir görev ama ben hayatta her şeyi çok erken yaşadım. Çok erken profesyonel oldum, erken yaşta evlendim, erken yaşta baba oldum, erken yaşta da bu göreve geldim. 
Görev öncesinde eşimle oturdum konuştum. Benim için değerli insanlarla görüş alışverişinde bulundum. Başkanımla, yönetimimizle bu işin artıları var eksikleri  olabilir diye konuştuk. Böyle bir karar aldık. İyi ki de almışız. Çok mutluyuz. 
FUTBOL FELSEFİMİZİ YAKINDA SAHADA GÖRECEKSİNİZ
Futbolda ofansif veya defansif görüşleri çok fazla düşünmüyorum. Bizim işimiz hedefimiz maç kazanmak. Yeri geldiği zaman defansta yapacağız, yeri geldiği zaman önde basıp rakibi boğmayı deneyeceksin. Bunların hepsi futbolun içinde olan şeyler. Sadece defansif, sadece ofansif diye birşey yok. Futbol çok gelişti. Her takım bir şeyler deniyor. Ben 15 yıl önce futbola başladığım yıllar ise şimdiki dönemi karşılaştırıyorum inanılmaz değişti oyun. Her takım, her milli takım farklı bir şeyler denemeye, yapmaya çalışıyor.  Sadece defansif veya ofansif oynamak sana maç kazandırmaz. Uzun vadede imkansız bir şey.
Tabii ki benim anlayışım top bizde kalsın. Ben topun bizde olmasını istiyorum, keyif alalım istiyorum. Felsefemiz bu olacak. Rakip senin üzerine geldiği zaman kaleni de korumayı bileceksin. Kafamızda bir oyun felsefesi var. Çok konuşmadan inşallah gelecek haftalarda bu felsefemizi sahaya yansıtırız. 
Sivas maçında ne oynamak istediğimizi nüanslar halinde göstermişizdir. 
OYUNCULARI ÇOK İYİ TANIYORUM
13-14 aydır takımla birlikteyim. Oyuncuları çok iyi tanıyorum. Karakterlerini, özelliklerini biliyorum. Bazı oyuncuların bilmeden o posizyonları oynayabileceklerini de biliyorum. 
Sivas’ta beraberliğe çok üzüldüm. İlk maçımızı kazanmak isterdim.”
* FERUDUN ÖZGÜNSÜR

Kaynak : Haber Merkezi
Ekleme Tarihi : 2021.10.21 19:50:06
Son Düzenlenme Tarihi :