Son iki deplasmanda ev sahibi ekipten daha iyi oynayıp penaltı golleri kaybettik. Rakibe oyununu kabul ettirdiğin, üstün oynadığın iki maçtan puansız dönmek kötü oldu. Puansız dönmek hakkımız değildi.
Şunu artık kabullenmek lazım: Bizim oyun sistemimizle önde basan, gol arayan bir takım olduk. Evde gol bulabiliyoruz ama deplasmanda baskıyı yakaladığımız fırsatları golle sonuçlandırmamız lazım. Bu oyunu oynamak için saha içinde nokta bir santrforun ve bitiriciliğinin yüksek oranda olması gerekiyor. Yoksa yediğiniz tek gol bile karşılık verememeye ve sahadan puansız ayrılmaya neden oluyor.
Evimizde Trabzonspor ve Fenerbahçe’den puan aldıktan sonra taraftar olarak bizim beklentimiz arttığı gibi rakiplerin motivasyonu da farklı oluyor. Ligin ikinci yarısında ezildiğimiz bir maç yok. Ama her şey dönüp dolaşıp transfer yasağı sonucu kadroya takviye yapılamamasına geliyor. Buna rağmen diğer takımları da izlediğimde oyun kalitemizin düşme potasındaki 6-7 takımdan daha iyi olduğunu görüyorum. Ligin ikinci yarısında deplasmanda en az iki galibiyet alırız hesabım vardı. Maalesef şanssızlıkla bunu yapamadık. Yoksa şu an sahip olacağımız 30 puan bizi rahat haftalara götürürdü.
Ligde yıllardır lobisi olmayan nadir takımlardan biriyiz. Bu maçta yine bu durum yüzümüze vurdu. Net, tertemiz iki penaltımızı ne sahadaki hakem gördü ne de VAR’dakiler. Oysa bizim maçtan sonra oynanan Kasımpaşa maçında İstanbul takımı için alakasız bir penaltı çalındı. Maalesef içinde bulunduğumuz ekonomik zorluklar ve bunu aşmak için bir yerlerin sözüne bakıyor olmak, anladığım kadarıyla eli ve dili kilitliyor.
İyi bir hocaya sahibiz. Geride kalan maçlarda sergilediğimiz oyun hatırına eleştiriyi hak ettiğini düşünmüyorum. Evde alacağımız puanlar bizi ligde tutar. 34–36 puan arası bir yerde baraj oluşur ve bence biz bunu aşarız. Önemli olan içerideki beraberliklerimize sahip çıkmak.
Şimdi ne desek boş… Sezon sonunda söyleyecek çok sözümüz olacak.






