Pazar akşamı binlerce kişi tribüne geldi.
Ailecek geldiler, çocuklarıyla, torunlarıyla, annesiyle - babasıyla tribünlere geldiler.
Bu sezonun en yüksek seyircili maçını oynadı Antalyaspor.
Hatta takım stadyuma girmeden “ŞAMPİYON” gibi karşılandı. Yüzlerce taraftar takım otobüsünün yolunu kesti, tezahürat yaptı, yüzlerce havai fişek atıldı, meşaleler yakıldı.
Sanki küme düşmeye oynayan takım değil gibi karşılandı.
Yöneticilerde büyük bir gururla konvoyda yer aldı.
Galibiyet için her şey hazırdı. Taraftar hazırdı. Camia hazırdı. Biz ligden düşmeyeceğiz, bu maçı kazanacağız sözleri havalarda uçuşuyordu.
Camianın ve taraftarın unuttuğu bir konu vardı. Antalyaspor’lu futbolcular “kazanmaya” hazır değildi. Onlar bu maçın öneminin farkında bile değillerdi. “Maçı kazanmak istemiyoruz “ diye açık açık sahada bağıran Antalyaspor’lu futbolcular vardı.
Kader maçı olarak bilinen, bir galibiyet ile kümede kalma konusunda çok çok büyük bir adım atacak olan Antalyaspor’da “Küme düşmeye hazırdı “ futbolcular.
Antalyaspor bir çok kez ligde düştü geri geldi. Ama bu kadar isteksiz, bu kadar umursamaz, bu kadar vurduymaz futbolculardan oluşan kırmızı - beyazlı takımı ilk kez gördüm.
Ne oynadığını bilmeyen, ne oynayacağını zaten bilemeyen, top benden gitsin, ben sorumluluk almayayım, suçlu ben olmayayım, ben bu takımdan ekmek paramı kazanıyorum ama nasıl olsa öyle yada böyle paramı tahsil ederiz diyen futbolcu topluluğu sahadaydı.
Taraftarın bile daha hırslı olduğu, atağa çıkması gereken futbolcuların ceza sahasından bile uzaklaşmamalarına “Hadi çıkın, hadi gidin” diyen yüzlerce taraftar vardı.
Ama attıkları topa sırtını dönen, atılan pasa es geçen, üzerinden atlayan, garip garip hareketler yapan bir takımın futbolcuları vardı.
Kazanmak için istemek lazım.
Kazanmak için hırslı olmak, inanmak, onurlu olmak lazım.
Alanyaspor’da bu kenti takımı. Ama, Antalyaspor’dan çok daha iyi hazırlanmışlar. Çok daha motive olmuşlar. Sahanın her tarafına ayak bastılar. Önde baskı yaptılar, defansta sağlam durdular. İkili mücadeleleri kazandılar. Yürüyen, gezinen, maç bitsede gitsek havasında olan, oynamak istemeyen, kazanmak istemeyen ve sezon bitse de gitsek havasında olan takım elbette Antalyaspor idi.
Vasatın üzerinde olan bir tane futbolcu yoktu. Kazanmak isteyen bir tane futbolcu yoktu.
Takım hazırlanmıyor. Takım maça hazırlanmıyor. Takım sahada yürüyor. Takım ne oynayacağını bile bilmiyor.
Futbolcular kötü, yetersiz olabilir. Ama o kadar da berbat bir kadromuz yok.
Gözünü kapatarak Antalyaspor’a imza atan Sami Uğurlu, laf ebeliği yapacağına takımı nasıl hazırlayamadığını, takımın performansını, futbolcuların form grafiklerini, fiziksel güçlerini nasıl arttıramadığını anlatsın.
Kendi sahadan takımı kader maçına hazırlamıyorsun. Motive edemiyorsun. Kaliteden bahsediyorsun. Sen bu takımın futbol oynadığına inanıyormusun !
Sami Uğurlu sen de futbolcuların gibi yetersizsin. Görmediğin, izlemediğin, inanmadığın ve kadro analizi yapmadığın bir takıma geldin. Sorumlular arasında ilk sen de varsın. Ben bu takımı kümede tutarım diye gelmeyecektin.
Küçük bir not. Kaç analizcin var ? 2. Birisi aşağıda birisi yukarıda.
Deplasmana gelen her takımın en az 2-3 analizcisi ve yardımcı antrenörü basın tribündeydi. Alanyaspor dahil. Antalyaspor’dan bir kez yardımcı antrenör gördüm o da torpilli ve kendisine hayrı yok.
**********************
Taraftar maç sonu futbolculara tepki gösterdi. Neden tepki gördüklerini futbolcular biliyorlar.
Binlerce kişiye bir kez daha hayal kırıklığı yaşattılar. Hüsrana uğrattılar. İçerde veya dışarda kazanamayan bir takım. Berbat futbolları ile ligin en kötü takımı ve en kötü futbolcuları olduklarını herhalde biliyorlardır.
Futbolunun taraftara tepki göstermeye hakkı yok. Olamazda. Hakları yok. Onların bir çoğunun bir ayda aldıkları veya alacakları parayı o tribünlere gelenler 1 yılda değil 2-3 yılda bile alamıyorlar.
Bu takımı küme düşme potasına getirenler onlar. Ağlamanın, sızlamanın, bitti işaretleri yapmanın, soyunma odasına giderken taraftarı alkışlamak kimsenin hakkı değil.
Gelelim bu takımın bir de menejeri var.
Takımın bir bölüm futbolcusu taraftara gitti. Taraftar kızgın, sinirli, tepkili. İdari menejer futbolcularla niye taraftarın yanına gitmedi ? Niye körükte bekledi ?
Sami Uğurlu neden taraftarın yanına gitmedi. Neden ortadan kayboldu !
Evet futbolcular haketti. Ama aslanların önüne yem diye atılamazlar.
**********************
Bu arada Başkan neden tribün liderleriyle birlikte maçtan önce orta sahaya geldi. Neden üçlü çektirmesi için zorlandı ! Maç sonu beklenmeden buna neden ihtiyaç duyuldu. Sanki maçı kazanmışız, çantada keklik gibi üçlü çektirmeye gidiyor.
Bir yönetici yapma başkan diyemedi mi ? Gitme diyemedi mi ?
Maç bitti taraftarla dalaşmak, taraftarla kavga etmek, birbirlerine hakaretler etmenin anlamı nedir ?
Gir içeri, görünme, taraftar dağılsın git evine.
Sinire sinirle karşılık verilmez.
********************
Peki şimdi ne olacak ?
Dilenciye döndük. Başka takımlardan medet umuyoruz. Onlar kazansın, onlar kaybetsin biz ligde kalalım diye dua ediyoruz.
Yakında kurban da keseriz, ligde Sami Uğurlu’nun da dediği gibi “Mucize” ile kalırsak bir de “adak” keseriz.
O “MUCİZE” ye inanan Antalyaspor’lu kalmadı.
Berbat futbolcularla, berbat teknik adamla, kötü yönetimle “Paraşütsüz düşüyoruz”.
Biz Antalyaspor’un ligde kalacağına inanmıştık. Bu takım ligde kalır demiştik. Ama futbolcular kendilerine inanmamışlar. Bu da bizim hatamız. Sadece bizim inanmamız yeterli değilmiş...






