Öyle bir Antalyaspor dönemi yaşıyoruz ki suçlu olmayan kimse yok.
Yönetiminden, futbolcusuna, teknik heyetinden, idari kadrosuna, taraftarından, basınına kadar suçlu olmayan yok.
Herkes birbirini suçluyor.
Yönetim neredeyse iki elin parmakları kadar futbolcu transfer ediyor ama takıma katkı sağlayacak bir tek futbolcuyu kadrosuna dahil edemiyor.
Transfer aklı, transfer yetkisi verilen kişi sakat, futbolun uzatmalarını oynayan, takıma katkı vermesi mümkün olmayan, takımda transfer edilenlerden daha iyisi olmasına rağmen, transfer edilmiş olmak için yapılmış kadroya dahil edilmesini “teşekkür”le sağladı.
Teknik heyet ak sütten çıkmış kaşık. Sınırlı kadro dedik, yetersiz dedik, yeniler geldi dedik, artık takım toparlanır dedik ama tam gaz mağlubiyet serisi devam ediyor.
Ne oynayan ne de oynatan için artık “Adımız Hıdır, elimizden gelen budur” dan öteye geçilemeyen bir dönem yaşıyoruz.
Kaleci dedik, kaleci yok dedik. Kurtarıcı gibi yabancıya yeniden sarıldık, Abdullah’ı aratmadı. 90 dakika boyunca rakip birisi Samet - Kaleci hatasından penaltı yarattı, diğerinde de zaten “teslimiyetini ilan etmiş takımın” rakibin tek atağında topun golle sonuçlanmasını engelleyecek bir tek kişi yoktu sahada.
Maç sonu Bülent Korkmaz’a basın toplantısında istifa edecekmisiniz sorusunu direk sormak yerine lafı dolaştırıp “pes edecekmisiniz” dedim.
Pes etmenin karakterinde olmadığını ifade ederken, kendisine göre kredisinin tükenmediğini ifade etti.
Ama, 60 dakika biz çok iyi oynadık demesini şaşkınlıkla izledim. 45 dakikada 1 pozisyonumuz vardı. İkinci 45 dakika da amatör futbolcu Doğukan’ın gücünün yetmediği bir poizyonumuz vardı.
Başka bir pozisyon varsa bana hatırlatsın.
Rakibini rahatsız etmeyen, kendi sahasında oynama avantajı yerine deplasman takımı taktiği ile sahada yer alan, rakip kalecininin, rakip defansa, rakip takıma hiç bir baskının olmaması nedeniyle kalecilerinin neredeyse orta sahaya kadar çıkarak oyun kurması ne kadar “Baskılı oynayan” bir takım olduğumuzu maça gelenler ve TV’den izleyenler görmüştür.
Ama bir konuda haklı. Bireysel hatalar Antalyaspor’un canını yakıyor.
60 dakika cümlesi sadece bir masaldan ibarettir.
Bu arada son büyük transferimiz Ömer Faruk’un Mevlüt’ün yerine forma giymesi herhalde torpilden başka bir şey olmasa gerek. Bir tarafta 2-2,5 aydır çalışan, gelecek için umutla baktığımız genç futbolcumuz diğer tarafda havalimanından iner inmez sahaya çıkan bir futbolcu. (Eğer çıkmak istemeseydi oyunda kalmaya devam edecekti. Kaç top kaybettiğini Korkmaz ve ekibi bir izlesin.)
Bülent Korkmaz’ın da adaleti bu olsa gerek.
Transfer edilen bir tek futbolcu bile Antalyaspor’da oynayabilecek kalitede değil.
İyi kazık yemiş bir kez daha Antalyaspor. Kim kazık attıysa ellerine sağlık !
Güray Vural kaptan da var.
Bir futbolcu “Hakeme beni oyundan at” dediğinin en güzel göstergesi. Adam bağıra bağıra kendisini oyundan attırdı.
Bir yanda Veysel Sarı, diğer yanda Güray Vural. Kulüp içinden de destekler geliyor.
Yönetim bile isteye kırmızı kart gören Güray Vural ile yollarını acilen ayırmalıdır. Takıma zarar veren, skor 1-1 olmasına rağmen kendisini oyundan attıran bir futbolcunun Antalyaspor’da yeri yok ve olamazda.
Tam anlamıyla “Bindik bir alamete gidiyoz kıyamete” deyiminin kullanılması gereken yer.
Antalyaspor yönetimimi ?
Her gelen yönetim gideni aratıyor.
Antalyaspor bir anafora girdi ve bu anafordan, girdabtan kurtulması, geminin hiç bir yönden sağ salim limana yanaşması artık mucize olmaz ise mümkün değil.





